Öncelikle şunu söyleyeyim; gerçek bir hayat hikayesi.
.
Toplum tarafından baskılanan ,cinsiyetçiliğin yapıldığı herkesin kendi mahkemesini kurduğu bir roman. Kitapta zaten bunları başlık halinde ele almış.
.
Melek’in toplum içinde hatta mahkemeye çıktığı zaman bile bir erkek savcı tarafından henüz dava görülmemişken kafasında çoktan kalemi kırmış bir kadındır.
.
Aralarda çok noktalama işareti yok özellikle Melek’in bölümünde neden diye baktığımda bilinç akışı tekniğiyle yazıldığı için bu da karakterin huzursuz olduğunu ve psikolojik olara kendini iyi hissetmediğini anlatmak için bu tekniği kullanmayı tercih etmiş yazar.
.
Melek’in bölümünü okursan canınız çok acıyor, çok üzülüyor ve kahroluyorsunuz.
Günümüzde bu tür olayların var olduğunu biliyoruz ama bir şey yapamama hissi insanı derinden üzüyor.
.
Romanın sonunda Pınar Kür müthiş bir savunma yapıyor. Kitabın cinsel içerikli ve şehvet duygusunu arttırdığıdan dolayı hem yasaklanıyor hem de mahkemelik oluyor. Oysa bunu adam akıllı okuyup anladıklarında, yapılanlardan dolayı insanın midesi bulanıyor, her sayfa için nerdeyse yaptırana hakaretler ediyorsunuz. “İnsanın fikri neyse zikride odur.” Atasözü buraya çuk oturuyor. Kitaptan bir alıntıyla bitiyorum.
“ Bilmediğim şey ‘toplum’un biz olduğumuzdu. O sıra hala soyut bir kavramdı benim için; ya da kendimi de, çevremizi de, hatta Melek’i de toplumdan soyutlamıştım.” Syf 104