“
Zira insan, nihayetinde ne olursa olsun geldiği yeri unutmamalı. Şu an sahip olduğunuz o havalı tavırlarınız, her şeyi bildiğinizi sanmanız, size, zamanında iğne deliğinden geçebilecek küçüklükte bir dut olduğunuz gerçeğini unutturmasın lütfen.”
“On yılda bir, bir bardağı, bir gömleği, bir şişeyi, kaza bu ya, elinden düşürüp kırsa, bir yere takılıp yırtsa, çarpıp devirse, saatlerce yerinmiş, üzülmüştü. Kırılana, yırtılana, devrilene değil; değeri pek büyük de olsa. Üzüldüğü, yerindiği alıklığıydı. Böyle bir kazanın elinden çıkabilmesiydi, dikkatsizliğiydi.”
Hayatı teferruatıyla düşünmediğinde, mutlu olmak kolaydı. Halbuki hayat, insana her gün teferruatla düşüneceği bir şeyler yaşatıyordu. Bunları yaşadıkça da büyüyordu insan. Hayatın farkına, teferruatla varılıyordu. Büyükler için mutlu olmak, muhtemelen bu sebeple daha zordu. Bununla birlikte, büyüklerin hissettiği mutluluk, bir çocuğun naif mutluluğundan çok daha manalı ve değerli olmalıydı.