"Gel ağaçların altına gidelim," dedim. "Sıcak sana dokundu bence." Yeşil yapraklı meşe ağaçlarının en şişmanına seçtik ve al tina oturduk.
"O adama dayanamadım, hepsi bu," dedi Dill.
"Kime, Tom'a mı?"
"O yaşlı adam Gilmer'in onunla o kadar iğrenç şekilde konuşmasina... "
Dill, onun işi bu. Savcılar olmasa... savunma avukatları da olmazdı bence."
Dill soluğunu sakince bıraktı. "Bütün bunları biliyorum, Scout. Söyleyiş tarzı midemi bulandırdı, basbayağı bulandırdı."
"Böyle davranmak zorundaydı, Dill, onun işi..."
"Ama ötekilere..."
"Dill, onlar kendi tanıklarıydı."
"Ama Bay Finch, Mayella ile Bay Ewell'a öyle davranmadı. O adamın ona durmadan 'be adam' deyişi, onunla alay edişi, adamın her yanıtından sonra jüriye bakışı..."
"Peki ama Dill, adam ne de olsa bir zenci."
"Hiç değil. Onlara öyle davranmak hiç doğru değil, hiç doğru değil. Hiç kimsenin öyle konuşmaya hakkı yok, mide bulandırıcı bir şey."
"Bay Gilmer öyledir. Dill, o her zaman öyle davranır. Birine saldırdığı zaman nasıl saldırdığını henüz görmedin. Ha, bir keresinde... şey, bugün Bay Gilmer saldırabileceğinin yarısı kadar bile saldırmaya çalışmadı bence. Hep böyle yaparlar, yani dava vekilleri."
"Bay Finch yapmıyor."
"O bir örnek değil, Dill o..." Belleğimde Bayan Maudie Atkinson'ın sivri bir sözünü bulmaya çalışıyordum. Buldum: "Atticus sokakta neyse mahkeme salonunda da odur."
"Benim demek istediğim bu değil."