Ademden Önce, Jack London'un en sevdiğim eserlerinden biri oldu. Yazarı zaten çok sevdiğimi milyon kere söylemişimdir ama bu kitap okurken en çok keyif aldıklarımdan biriydi Kitabı kfenomeni ile birlikte okuduk, biyolojiyi pek sevmediği için onun çok keyif aldığı bir kitap olmadı ama evrim, türler ve biyoloji ile ilgiliyseniz bu kitabı kesinlikle öneririm
Ademden Önce, modern bir Amerikalı çocuğun rüyalarında kendini tarih öncesi bir çağda yaşayan Kocadiş isimli bir ara tür olarak görmesini anlatıyor. O çağda yaşayan üç insan türünden biri olan Kocadiş'in (bu üç insan türünden biri muhtemelen homosapiens yani biziz) hayatı ve hayatta kalma mücadelesini okuyoruz.
Levent Cinemre eseri muazzam çevirmiş, özellikle sonundaki notlarına eklediği araştırmalar ve bilgiler kitaba bambaşka bir gözle bakmamızı sağlıyor.
Kitap boyunca London'un dehasına, öngörüsüne bir kez daha hayran oldum. Yazar Kızıl Veba'da bende geleceğe bakıp gelmiş etkisi uyandırmıştı, Ademden Önce'de ise geçmişe gidip gelmiş etkisi uyandırdı. Çünkü, hikayede London'un anlattığı olaylar gerçekten de neredeyse tamamen oldu fakat, London'un zamanında bunlar henüz bilinmiyordu. Neandertal insanı, Homo Erectus fosilleri henüz bulunmamıştı ve Homosapiens' in kendi türü hariç diğer insan türlerini yok ettiği de bilinmiyordu. London'un bu kitabı yazmış olması bana hala imkansız gibi geliyor.
Evrim, türler ve genel olarak biyolojiye çok meraklı biri olarak kitabı okurken yer yer çok eğlendim, güldüm yer yer de dehşete düştüm. Türümüzün yıkıcılığı ilk çağlardan bugüne temelde hep aynı...
Naçizane fikrimce Ademden Önce müthiş bir deha barındıran, muazzam bir kısa roman Özellikle konusuna meraklıysanız çok keyif alacağınızı düşünüyor, canı gönülden tavsiye ediyorum.
Küllerin Günü satışa çıkar çıkmaz kfenomeni ile okumak için hemen almıştım ve kitabı Nisan ayında birlikte okuduk. Jean-Christophe Grange çok sevdiğim bir polisiye/gerilim yazarıdır, sadık bir okuru olarak da her kitabını okudum.
Küllerin Günü, yazarın bir Fransız dizisinden esinlenerek yazdığı bir kitap. Grange'in en ünlü polis karakteri Niemans bir şapelde ölü bulunan tarikat üyesinin davasını araştırmak için kırsala çağırılıyor ve tahmin edilebileceği üzere bunun sıradan bir ölüm olmadığı anlaşılıyor.
Tarikatlar, kendi içinde kapalı toplumlar, kendi kanunları olan insanlar, uç noktada inançlar, ensest, gen saflaştırma idealleri... Her şeyin - inanç dahil- aşırısının zarar olduğunu bir kez daha anlatan bir polisiye/gerilim romanıydı.
Küllerin Günü başlardan itibaren okurken kendini merak ettiren, ne olacağını tahmin etmeye çalıştığımız bir kısa romandı. Ancak, yılların Grange okuru olarak Son Av gibi bu kitapta da yazarın performansının düştüğünü düşünüyorum. Siyah Kan ve önceki bir çok romanına göre tempo ve heyecan unsuru Küllerin Günü'nde zayıftı. Yine de, kendi adıma keyifle okudum.
Başarılı bir dinin savunması gereken, popüler tarihe dair yanılsamalar vardır: Kötüler asla başarılı olamaz; güzelleri ancak cesurlar hak eder;dürüstlük her zaman iyidir; eylemler sözlerden daha etkilidir; erdemli olan hep kazanır; hayırlı bir iş yapan zaten ödülünü almıştır; bir insan ne kadar kötü olursa olsun ıslah edilebilir; dini tılsımlar insanı iblisler tarafından zapt edilmekten korur; kadim sırları ancak kadınlar anlayabilir; zenginler mutsuzluğa mahkumdur...