Mektuplar aldım sevindim,
Birinde denmiş geliyorum
Öbüründe yazılmış geleceğim.
Bekledim bekliyorum..
Bir yaşam verdim.
Açtım bir başkasını,
Uzun-uzun yazmış gel.
Okumadan arkasını
Gittim gidiyorum
Bir başka yaşama bedel.
Biri demiş sen, biri demiş ben.
Seni ben anladı, beni sen.
Bir yaşam daha verdim
Beklerken giderken dönerken.
Kaldı elimde üç-beş mektup,
Üç-beş yaşam.
Bir onları da açsam okusam
Önceki yaşamları unutup
Ya beklesem, ya da gidip arasam.
"O yüzden, insanlar yargılanmamak için yargılamaya koşarlar. Ne yaparsınız? İnsan en tabii halde bulunan ona doğasının özünde bulunurmuş gibi gelen fikir, masum olduğu fikridir. Bu açıdan hepimiz Buchenwald'da, kendisi de esir olan kayıt görevlisine gelip şikayette bulunmakta inat eden şu minik Fransız'a benzeriz. Şikayet mi? Görevli ve arkadaşları gülüşüyormuş: "Olmaz, oğlum, burada şikayet başvurusu yapılmaz." Çocuk, "Bakın bayım, benim durumum farklı. Ben masumum!" diyormuş.
(...) Buna karşılık bir suçluya, hatasının doğasından ya da karakterinden değil, talihsiz koşullardan ileri geldiğini söylerseniz, size derinden minnet duyar."
"Hayır, terk edilme tehlikesiyle karşı karşıya olduğumda beni harekete geçiren ne aşk ne de iyi yüreklilikti; yalnızca sevilme ve bence bana borçlu oldukları şeyi alma arzusuydu."
"İşte ben-ben-ben'in günü gününe sürekliliği dışında, başka bir süreklilik olmaksızın yaşıyordum. Günü gününe kadınlar, günü gününe erdem ya da erdemsizlik, günü gününe, köpekler gibi, ama her gün sapasağlam yerinde duran kendim. Böylece yaşamın yüzeyinde ilerliyordum, sözcüklerin arasında, asla gerçeğin içinde değil. Tamamen okunmamış kitaplar, tamamen sevilmemiş dostlar, tamamen gezilmemiş kentler, tamamen elde edilmemiş kadınlar!"