Cadı avı, köleliğin ortadan kalkmasıyla beraber burjuvazinin repertuarından kalkmadı. Tersine, kapitalizmin kolonileştirme ve Hıristiyanlaştırma yoluyla küresel gelişimi, bu zulmün kolonileştirilmiş toplumların bedenlerine yerleşmesini ve zaman içinde boyun eğdirilen toplulukların kendi adlarına, kendi halklarına karşı aynı zulmü uygulamasını sağladı.
Yerli erkekler, mita'nın baskısından ve haraçlardan kaçmak için topluluklarını terk edip yeni yeni birleşmeye başlayan hacienda'larda yacona (kısmi serf) olarak çalışmaya giderken, kadınlar yerli topluluklarının reducciones’in d en oldukça uzaktaki kolayca ulaşılamayan puna’lara. kaçtı. Punalara geldikten sonra kadınlar, gördükleri eziyetin güçlerini ve sembollerini reddederek İspanyol yöneticilere, ruhban sınıfına ve kendi toplumlarının yöneticilerine itaat etmeyi bıraktılar. Aynı zamanda üzerlerindeki baskıyı artıran kolonyal ideolojiyi de şiddetle reddederek ekmek ve şarap ayinine gitmeyi, Katolik günah çıkarmalara katılmayı ve Katolik dogmayı öğrenmeyi reddettiler. Daha da önemlisi, kadınlar Katolikliği reddetmekle kalmayıp kendi yerli dinlerine ve ellerinden geldiğince dinlerinin öngördüğü toplumsal ilişkilere geri döndüler
“Putlar yok edildi, mabetler yakıldı ve yerli ritüelleri devam ettirenler ve kurban verenler idam edildi; ziyafet, şarkı, dans gibi şenlikler ile sanatsal ve entelektüel faaliyetler (resim, heykel, yıldız gözlemciliği, hiyeroglif yazma) şeytandan ilham alındığı şüphesiyle yasaklandı, bu işlerle uğraşanlar acımasızca katledildi”