Seymour Philips’in de belirttiği gibi, ortaçağ Avrupa’sında “öteki’ne esas olarak bir saldırı nesnesi olarak yaklaşan, militarizm ve Hıristiyan hoşgörüsüzlüğünden beslenen bir “linç toplumu” oluşmaya başlamıştı.
cadı avı kimi zaman toprağın kimi zaman bedenin ve toplumsal ilişkilerin çitlenmesi şeklinde kendini gösteren bir tür çitleme stratejisidir de aynı zamanda.
Cadı avının sona ermesine katkıda bulunan bir başka etken de hâkim sınıfın cadı avı üzerindeki kontrolünü yitirmeye başlaması, kendi üyelerinin bile suçlamalarm hedefi haline gelmesiyle birlikte, kendi yarattığı baskı makinesinin ateşinin onu da yakmasıdır. Midelfort Almanya’yla ilgili olarak şöyle der:
Alevler yüksek konum ve iktidara sahip olanların isimlerine de sıçramaya başladıkça, yargıçların yapılan itiraflara güveni sarsıldı ve böylece panik sona erdi...
Halk şifacısına yapılan zulümle beraber, kadınlar biriktirip nesilden nesle aktardıkları, şifalı otlar ve tedavilerle ilgili deneysel bilgiden mülksüzleştirildi ve bu bilginin kaybedilmesi yeni bir çitleme biçiminin önünü açtı: iyi edeceği iddiasına rağmen, “alt sınıfların'' önüne ulaşılmaz, bir o kadar da yabancı ve itiraz edilemez bir bilimsel bilgi duvarı ören profesyonel tıbbın doğuşu.
Eşcinseller o kadar vahşice katledilmiştir ki bu katliamın izleri dilimizde daha halen korunmaktır. Hem çalı çırpı hem de homoseksüel anlamına gelen faggot sözcüğü, eşcinsellerin cadıların yakıldığı kazıklarda bir çıra vazifesi gördüğünü bize hatırlatır. Aynı şekilde, yine hem rezene hem de eşcinsel anlamına gelen İtalyanca finocchio sözcüğü, yanan insan etinin kokusunu örtsün diye bu hoş kokulu bitkiyi kazıklara serpme işlemine atıfta bulunur.