Adalet, daha önce de bahsettiğim gibi yuvarlak parçaların yuvarlak boşluklara ve kare parçaların kare boşluklara uydurulmasını gerektirir. Buna alternatif olabilecek herhangi bir tavır ise geçersizdir.
Çoğunlukla cinsî münasebete yapılan atıflarda insanların ellerinde olmadan müstehzi bir edayla gülümsemeleri, bugün bile, önceki devirlerde insanların üzerinde bir gölge gibi duran düşüş, dünya çamuruna saplanış korkusunun ufak bir yansımasıdır belki de. Hristiyanların çoğu, hâlâ cinsî münasebetten elde edilen zevkin, duygusal bir zeminde ifade edilmesi durumu hariç, kutsallıkla özdeşleştirilmesini korkunç bir düşünce olarak görmektedir.
Eskimiş, yaşlanmış ve hiçbir mantığa dayanmayan bir düzen, fertlere hatırı sayılır derecede hürriyet sağlayan boşluklarla doludur; ütopyaya dayanan yeni bir düzende ise gevşekliğe ve başıboşluğa asla yer yoktur.
Fakat Müslümanlar adalet kavramını eşitlik, yani bariz farklılıkların saf dışı edilmesi şeklinde anlamazlar. Gerçekte farklılık, yaratılışın mucizelerinden birisidir ve bir açıdan, Yaratıcı'da mevcut bulunan sonsuz çeşitliliği yansıtmaktadır. Bu dünyada var olan farklılıklar, her bir şeyin, ne fazla ne eksik, bilakis yerli yerince algılanıp bu doğrultuda değerlendirilmesini gerektirmektedir. İnsan toplulukları söz konusu olduğunda ise farklılık, her bir kadının ve erkeğin toplumda ait olduğu yeri işgal etmesi ve uyumlu bir bütün içinde kendine yaraşan rolü ifa etmesi demektir. Dikey perspektiften bakıldığında her bir makam, yüksek veya değil, birbirine eşittir, yani takvaca yükselmek veya alçalmak açısından aynı fırsatı sağlamaktadır; zira semavi cennete uzanan merdiven, sarayda da kulübede de aynıdır.