Batı kültürünün katettiği ilerleme, kutsal nokta-i nazarından bakıldığında, bir Müslüman İngiliz yazar tarafından "Ruhtan zihne, oradan bedene ve en nihayet bedene ait dışkılara doğru" şeklinde özetlenmiştir. Zamanın göstergesi denen şey, şüphesiz insan dışkısının aklı başında kişiler tarafından sanat eseri olarak görülmesinden başka bir şey değildir.
Yaratıcı'larına sırt çevirip O'nu unutanlar, yaratılış içinde kendilerini asla rahat hissedemezler. Kendilerini, istila ettikleri vücudu yiyip bitiren bakteri gibi görürler. Böylece "Tanrı'nın yeryüzündeki halifesi" artık tabiatın bekçisi olmaktan çıkar ve fonksiyonunu kaybetmek suretiyle bu yerin işaretlerini tanımayan ve adetlerine uymayan bir yabancıya dönüşür; kelimenin tam anlamıyla yabancılaşmış olarak, dünyayı ancak sonuna kadar kullanılacak bir ham madde olarak görmeye başlar. İnsanoğlu bu şekilde zenginlik ve konfora ulaşabilir ama mutluluğa asla.
Fakat etrafımıza yerleştirilmiş olan ve Kur'ân'ın defalarca işaret ettiği "Tanrı'nın işaretlerini" eksik de olsa idrak etmek, yetişkin bir bedende bir çocuğun gözlerine sahip olmayı gerektirir.
İslam aynı zamanda bize adaleti aramamızı söyler, fakat şahsi çıkarlardan arınıp tüm toplumun menfaatini gözetmek suretiyle. Fert olarak hakkımız olduğunu düşündüğümüz şeyleri fütursuzca talep etmemize müsaade edilmez. Çünkü kimse kendi kendisinin hâkimi değildir.