"Huzuruna çıkmam için ayakkabılarımı çıkarmam, birilerinin elini öpüp dizlerimin üzerine çökmem gerekmeyen bir Allah istiyorum ben. Benim yalnızlığımı anlayacak bir Allah."
Birden siyah, uzun cübbeli bir adam boynundaki koca haçla sahneye çıktı. Öğretmenler adamı görünce, canla başla çocukları susturmaya çalıştı. Adamın sesi soğuk duvarlarda yankılanarak bize ulaşıyordu. Dediklerine odaklanamıyordum. Bebek görünümlü melek heykeller dikkatimi dağıtıyordu. Yüzleri niye böyle acı dolu?
Oyulmuş kabak lambalarını andıran bu tuhaf kumbaranın desenlerini inceliyordu. "Fikir Kumbarası" diye seslice ona verilen ismi okudu. En çok adı ilgisini çekmişti. İnsanlar bu kumbaraya fikirlerini mi biriktiriyordu günü geldiğinde çıkarıp kullanmak için? Yoksa kimseye söylemedikleri, belki de anlatmak isteseler dahi insanların gülünç bulup alay edecekleri fikirlerini mi saklıyorlardı?