"Nasıl oldu bilmiyorum," dedi Ka. "Belki de senin yüzünden geldi bu şiir bana."
"Eğitim enstitüsü müdürünün durumu ağırmış," dedi İpek.
"Öldü sandığın birinin yaşaması iyi haberdir."
"Polis baskınlar düzenliyor. Üniversite yatakhanelerine, otellere. Bize de gelip defterlere baktılar, otelde kalanları tek tek sordular."
"Benim hakkımda ne dedin? Evleneceğimizi söyledin mi?"
Kapıdaki İpek'ti. "Sana bir mektup var," deyip uzattı.
Ka mektubu alıp hiç bakmadan bir kenara attı. "Çok mutluyum," dedi.
Ancak bayağı insanların "çok mutluyum!" diyebileceklerine inanırdı ama şimdi hiç utanmamıştı. "İçeri gir," dedi İpek'e. "Çok güzelsin."
"Hiçbir baskı gerçekten inanan bir kişinin günah işlemesi için yeterli değildir," dedi Necip heyecanla. "Bizler sabah namazını kaçırırız da günaha gireriz diye geceleri heyecandan uyuyamıyoruz. Her seferinde daha erkenden camiye koşuyoruz. Böylesine bir heyecanla inanan biri günah işlememek için her şeyi yapar, gerekirse diri diri derisinin yüzülmesine bile razı olur."
Çoğu zaman Avrupalı aşağılamaz. Biz ona bakıp kendimizi aşağılarız. Hicret, yalnız evdeki zalimden kaçmak için değil, ruhumuzun derinliklerine ulaşmak için de yapılır. Cesaret edemediği için yurdunu terk edemeyen ve suç ortağı olanları kurtarmak için bir gün elbette geri gelinir. Sen niye geldin?