(...)Yine, halk arasında, "vicdan azabı" tabiri vardır. O azap, bebekliğimden beri, doğalında ortaya çıkmış, büyüdükçe dineceği yerde gittikçe derinleşmiş, iliklerime işlemiş, geceleri yaşadığım sıkıntı sonsuz değişkenli bir cehennem olmakla birlikte, gün geçtikçe etimden ve kemiklerimden daha fazla içkinleştiğim bir şey haline gelmişti(...)
(...)Böylece aklıma şaklabanlık yapmak geldi.
Bu, benim insanlarda son sevgi arayışımdı. Bir yandan onlardan korkarken, diğer yandan bir türlü aklımdan çıkaramadım. Böylece, şaklabanlık sayesinde ince bir çizgiyle insanlarla bağımı koruyabildim. Dış dünyaya durmaksızın gülümseyen yüzümü gösterirken, iç dünyam ölüydü. 'İşte bu, bin derdi tek bir saç teliyle taşımak gibi, yağa ter karıştırmak gibi bir çabaydı.'