Bugün geçmişteki saplantılarımı bir yana koydum. Oysa onlardan kurtulamayacağını sanırdım, ne de kolaymış. Zamanı gelir, perde kalkar ve gerçekleri bir anda görürsünüz.
Ah yavrum, hayatın oniki çiçeğinden bir tekini bile koparmamış, koklamamış olman ne kadar acı! Sen, yaşamaya henüz başlamıştın, hangi kızı sevdiğini bile bilmiyorum.
Aramızda gizli bir iletişim kuruluyor, en azından ben öyle bir izlenim ediniyorum. Sessiz mesajını alıyorum: "Beni tanıdığın için teşekkürler. Gerekli mesafeye saygı duyduğun için de teşekkürler." Gölgeleri uzaklaşıyor. Bu kısa karşılaşma zihnimi ve yüreğimi zenginleştirecek. Bu karşılaşmadan başkalarına söz edebilmek ve onu kendi kendime yeniden anlatabilmek için sık sık sözcüklerle saracağım, yetersiz ve kaçınılmaz sözcüklerle. İletişim kurmanın imkânsızlığının, iletişim kurmamanın imkânsızlığıyla içinden kaçınılmaz hale geldiğini aklıma getirdiğimde de, derisi canlı canlı yüzülmüş bir ruhu hapseden o kocaman, kaskatı bedeni düşünmeliyim: haysiyet, ağırbaşlılık, sade bir yazı, asıl olana yoğunlaşmak.