Kahramana birtakım eylemler izafe ettiğimiz, sonra da seyirci koltuğuna geçip oturduğumuz gerçeği, bu kahramanlar alaşağı edildiğinde ya da öldüğünde açık seçik ortaya çıkar. Kahramanın yiğitliklerine nasıl uyum sağlamışsak onun düşüşüne de aynı şekilde uyum sağlarız. Kahraman güçlüyken onu destekleriz, zayıf olduğunda da onu terk ederiz. Kahramanın yükselişi ya da düşüşünün yaptıklarıyla hiçbir ilgisi yoktur. Her iki durumda da, bizimonu görme biçimimizle ilintilidir.
Kötülük, düşmanın özelliklerinden ya da kişiliğinden çok hepimizin içindeki düşman kavramı içinde saklıdır. Bronfenbrenner, örneğin Amerikalıların ve Rusların birbirleri hakkındaki düşüncelerinin tıpatıp eşleştiğini gösterdi. Her ikisi de birbirini aynı kötülüklerle tanımlıyorlar. Dostoyevski, bizim hem iyi hem kötü olduğumuzu göstermişti. Bir adım daha ileri giderek, neysek oyuz diyebiliriz.