Mesafe. Evet. Mesafe çok mühim. İçinden bakarsan görünmüyor lakin biraz uzaktan bakarsan gerçekler olduğu gibi duruyor karşında. Kim bilir neleri fark edemiyoruz çok yakından baktığımız için? Hatta kendimizi bile!
Tanrı, yalnızca Tanrı, hayata ve ölüme uzaktan bakıyordu; evrenin birliğine göre ayrıksı, bir ve özünde üstündü; varlık olarak eşsiz, özgür ve eylem olarak kudretliydi! Ölüm, o sonsuz gölgesiyle yaratıcıyı kuşatamıyordu! O yalnızca ‘kendisiydi.’ Sonsuzluğu, değişmezliği, kavranamazlığı Gil Gil’in gözlerini kamaştırdı, o da başını eğdi, ona taptı, iman etti; Ölüm’ün uçurumlarından aşağıya inmeden önce, en büyük bilinmezliğin idrakiyle dua etti.
Güldü. “Şu ana kadar, sonuçta mutluyum gibi görünüyor,” dedi, bana sırtını dönerek sandalyesine doğru ilerledi, gitmeden önce “Ama görünmeyeni sadece Allah bilir!” diyerek veda etti.
"Bizim ailede işler zor," diye anlatıyordu Zeko sazana. "Goran'ın tek bir arzusu var: babamın ölmesi. Annemle babam da kanlı bıçaklılar; annem ona çocukların biraz büyümesini beklediğini söyledi, sonra da bir adres bile bırakmadan onu terk edip gidecekmiş, çünkü babamın tek derdi onunla yatmakmış. Ben olaylara biraz farklı bakıyorum. Babam iyi bir adam. Biliyor musun sazancığım, ilginç bir durum aslında; dışarıdan bakıldığında, babam bir ilah gibi görünüyor, oysa içten içe çok mutsuz biri. Çok düzgün, gergin bir şekilde yapılmış bir asker yatağını andırıyor, altına baksan şilte paramparça olmuş halde, güvelerle fareler her tarafını kemirmiş. Benim kafamdaki düşünceler de böyle bölük pörçük, tıpkı delikli peynirin içine dalan bir fare gibi."