"Sırf Bela” ismiyle uyumlu şekilde sürekli sorun çıkaran, başına iş açan, kural tanımayan bir kişinin ruh halini anlatıyor,
Kusturica’nın genel sanat anlayışında olduğu gibi toplum düzenine, otoriteye ve bürokrasiye karşı bir alay söz konusunu belirten içerikler mevcuttur,
Aynı zamanda Balkan coğrafyasındaki hayata karşı kaygısız ama mücadeleci duruşu da anlatılmaktadır...
Seneler önce, tüm o filmlerini defalarca izleyerek kendime her defasında görsel bir şölen yaşattığım, pek çokları gibi benim de kişisel olarak fikirlerinden hoşlanmasam da filmlerinin hayranı olduğum bir yönetmenin kitabı, bir kitapçının yeni çıkanlar rafında kapağı ile dikkatimi çekmiş ve hiç düşünmeden satın almıştım. Okumak ise seneler sonra bu vakte kısmet oldu. Aldığımda okunmayı bekleyen kitap yığınları arasında yerini almış, elime bile alamamıştım. Geçen onca senenin ardından bu yıl aylar önce raftan bana göz kırpan o kapağı anımsadım. İş yoğunluğu sebebiyle kah elime alıp kah bıraktım derken bugün nihayet bitirdim. Kitap siyasi bir arka plan zemininde, yetişkinler dünyasında çocuk kalmaya çalışan ama erkenden olgunlaşan üç genç etrafında dönen altı hikayeden oluşuyor. Anne babası arasındaki sırlara sıkışıp kalmış Aleksa, babası tarafından görülmeye çalışan Dragan, aşk acısı ile kıvranan ve keşiş huzuruna ulaşan Kosta. Öyküleri okurken masalsı bir gerçeklik ile büyüleniyor ve bir sinema filmi izler gibi, tüm o satırlar gözünüzde canlanıyor. Gelgelelim kitap nedendir bilmem akmıyor, bir yerde tıkanıyor hissi veriyor. Hikayedeki kadınlardan hep seks objesi gibi bahsedilmesi ya da kadınların önemsiz bir nesne gibi ikinci plana atılması yazarın yazdıklarına paralel düşünceleri mi yoksa içinde yetiştiği Balkan ve savaş kültürünün yansıması mıdır bilmem ama ana karakterler bile hep erkek. Tüm bu varlık mücadelesi içerisinde kadınlara asla yer yok. Ucuz tv dizilerinde zaman doldurmak için araya serpiştirilmiş boş sahneler gibi kitapta özensizce satır aralarına ekilmişler. Bir de kitap sanki biraz fazla Yugoslav özlemi ile dolu gibi, bilemedim. Sinematografik açıdan güzel ama bitirdiğimde edebi açıdan eh işte bir kitaptı. Keyifli okumalar. Sırf BelaEmir Kusturica1000Kitap
balkan ülkelerinde yaşam aşk, şiddet, aile, hava durumu, genel yaşam, savaş ve daha bir çok şey gitmeden Bosna Herseki görmek duymak anlamak tavsiye ediyorum
Avrupa Sineması’nın ünlü yönetmenlerinden Kusturica, Balkan Kültürü’nü dünyaya tanıtan en büyük isimlerden biridir. Yönetmenliğini yaptığı neredeyse bütün filmleri Cannes ve Venedik Film Festival’lerinde defalarca ödül almıştır.
24 Kasım1954‘de Saraybosna‘da doğdu. Müslüman Bosnalı olmasına rağmen ailesinin kökeni Ortodoks Slavlıktan gelmeydi. Babası Murat diğer Yugaslavlar gibi komünistti. Babası Bosna-Hersek İstihbarat Bakanlığı’nda çalışmaktaydı. Emir ailenin tek erkek çocuğu idi ve arkadaş çevresi tasvip edilmiyordu. Bu nedenle yurtdışına, Prag‘a sinema eğitimi alması için gönderildi.1978 yılında “Academy of Performing Arts“ı bitirdikten sonra Yugoslavya’da televizyon programlarında çalışmaya başladı.
1978 yılında “Nejeste Dolaze“, aynı yıl “Guernica” ve1979‘da ise “Bife Titanik” adlı televizyon filmlerini çekti.1981 yılında “Do You Remember Dolly Bell?” adlı filmi yaptıAynı yıl Venice Film Festivali‘nde ödül aldı.1981‘den 1988 yılına kadar Saraybosna’da “Academy of Performing Arts“da ders verdi. Bir yandan da “Open Stage Obala“da sanat yönetmenliği yapıyordu.
Filmlerini kendi dilinde yapmayı tercih ediyordu ancak uluslararası başarılar kazandıktan sonra ingilizce filmler de yapmaya başladı. 1985 yılında politik göndermeler içeren filmi “When Father Was Away on Business” adlı filmi çekti. Bu film ile Cannes Film Festivali‘nde Altın Palmiye Ödülü kazandı.
Uluslararası başarısı 1989 yılında çektiği “Time Of The Gypsies” ile oldu. Yine kendi dilinde çektiği bu filmde sihirli bir atmosfer içinde çingene kültürünü işliyordu. Bu film ile de Cannes’da “En İyi Yönetmen Ödülü“nü aldı.
Daha sonra görüntü yönetmeni Vilco Filac ve besteci Goran Bregovic ile Amerika’ya giderek 1993 yılındaJohnyy Depp, Jerry Lewis, Faye Dunaway ve Lili Taylor‘un oynadığı “Arizona Dream” adlı filmi çekti. Orjinal dili ingilizce olan ilk filmiydi. Hayaller ve gerçekler arasındaki gidiş gelişlerin fantastik bir kurguyla anlatıldığı film ile Berlin Uluslararası Film Festivali‘nde “Jüri Özel Ödülü“nü aldı. Müziklerini Goran Bregovic ile Iggy Pop beraber yapmıştı.
1995 yılında onu üne kavuşturan filmlerden biri olan “The Underground” adlı filmi çekti. Cannes’da ikinci Altın Palmiye’yi bu film sayesinde aldı. Aynı filmin televizyon versiyonu olan “Bila Jednom Jedna Zemlja” adlı televizyon serisini çekti. 1998 yılına gelindiğinde “Black Cat, White Cat” adlı filmi yönetti. Bu film ile deVenedik Film Festivali‘nde “Gümüş Ayı” ödülünü almaya hak kazandı. Özellikle çingenelerin hayatları üzerine yapılmış filmleri ile Balkanların havasını dünya sinemasına kattı. 1988 yılında Colombia Üniversitesi‘nde sinema dersleri vermeye başladı.
Yönetmenliğinin yanında “No Smoking Orchestra” adlı grupta bas gitarist olarak görev aldı. Grubun turnesinde yaptığı belgesel niteliğndeki çekimler ile “Super 8 Stories” adlı çalışmayı hazırladı.
2004 yılına kadar yeni bir çalışması olmayan Kusturica, aynı yıl “Life Is A Miracle” adlı filmi ile sinemaya döndü. Cannes Film Festivali’nde ödül alan bu film 1992 yılında Bosna’da hayatın çeşitli yönlerini anlatıyordu.