Villiers de L'Isle-Adam çok aşina olduğumuz bir isim değil; lakin öyküleri ismindan azade bir üne sahip. Jorge Luis Borges seçkisi Babil Kitaplığı'nın yirmi üçüncü kitabı olan eserde, yazarın ses getiren eserlerini okuyoruz. İlk okumaya başladığınızda Edgar Alan Poe vari üslup sizi yanılgıya itebilir. İlerledikçe yazarın karamsarlık boyutunun Poe'dan çok farklı, daha ürkütücü bir seviyede olduğunu göreceksiniz. Sade bir dil kullanmak yerine, uzun ve edebi cümlelerle anlatımı biraz yormuş ama bu durum hikayenin özünü yakalamanıza asla engel değil. Véra adlı son parça özellikle favorimiz oldu diyebiliriz. Karanlık öykü severlerin zevk alacağı, tavsiye edilesi bir eser. İyi okumalar dileriz.
Gabriel Garcia Marquez'in bavulunda, 1950'li yılların Doğu Avrupa'sını dolaştığımız bu eserde; Berlin Duvarı'nın iki yakasını, Amerikan-Rus çekişmesini, Sovyetlerin yarattığı ilizyon dolu mesajlarını, Macaristan'ın nefret yüklü sokaklarını, Polonların ve Çeklerin halka açık kütüphanelerle nasıl kendilerini topladıklarının özetini okuyoruz. Marquez objektif ve zamanının azılı gözlemcilerinden. Yalın bir şekilde, hükümetlerin allayıp pullayıp saklamaya çalıştığı ama halkın sessiz cümlelerle haykırdığı gerçekleri bize aktarmış bu kitabında. Siyasi gözlem okumaktan hoşlananların kaçırmaması gereken, güzel bir kitap. Demir Perde ülkeleri ve yaşanılan o dönem hakkında merak uyandıran bir yapıt. Herkese tavsiye ederiz.