📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Hindistan'a ve Çin'e ulaşımı kolaylaştıracak yeni bir ticaret yolu bulma umuduyla denizciler yepyeni bir anakara ile karşılaşır. Aşılmaz denilen denizler aşılmış ve yepyeni bir dünya Avrupanın hizmetine sunulmuştur. Artık dünyanın tüm gizemleri aydınlatılacak, yeni bitki ve hayvanlar keşfedilecek, farklı kültürler incelenecek, deniz aşırı ticaret hiç olmadığı kadar rahat olacaktır.
Madalyonun Avrupa tarafında durum budur. Bir de öbür tarafına bakalım. Umudun acıya dönüştüğü yere. Yerli halklar köleleştirilmiş, kültürleri, dinleri yok sayılmış, kaynakları yağmalanmıştır.
Sömürgecilik dönemine girmiş bulunuyoruz artık. Avrupa ülkeleri hızla zenginleşir. Avrupalı halklar koloniler halinde yeni topraklara yerleşir. Yerli halklar hristiyanlaştırılır, sömürgecilerin dillerini konuşmaya zorlanır, köleleştirilir.
Avrupalıların vicdanları rahattır ama. Ne demişti Aristo; "Barbarları medenileştirmek için gerekirse zor kullanılmalıdır." Darwin ne demişti peki; "Evrim". Avrupalılar bu tezlere dayandı ve dediler ki; Biz geliştik ve homo sapiens olarak en üst basamağa çıktık artık, sıra buranın vahşi halklarında. Alt basamakları hızla tırmanmaları lazım. Onlara evrim süreçlerinde yardım etmeli ve bizim gibi medeni olmalarını öğretmeliyiz. Bir efendi-köle ilişkisi oturttular ve yıllarca bunu sürdürdüler.
1909 ve 1969 yılları arasında "Beyaz ırkın değerlerine" göre yetiştirmek için Avustralyalı kamu kurumları ve kilise görevlileri tarafından onbinlerce yerli çocuk ailelerinden koparıldı. Bunun ardında "düşük ırkın" ancak bu şekilde yok olmaktan kurtarılacağı düşüncesi yatıyordu.
Her yıl Avustralya'da 26 Mayıs'ta resmi özelliği olmayan Ulusal Özür Günü ve Uzlaşma Haftası kutlanıyor. Amaç bu çocukların ailelerinden zorla alınmasını hatırlamak ve hatırlatmak.
İşte bu çocuklardan
ÇitDoris Pilkington Garimara · Nokta Kitap · 2003651 okunma
Eğer yeniden başlayabilseydim yaşama,
İkincisinde, daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim, daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim birçok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Elbette mutlu anlarım oldu ama,
Yeniden başlayabilseydim eğer,
yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem.
Yaşam budur zaten:Anlar, sadece anlar.
Siz de anı yaşayın.
Hiç bir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiç bir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim, ilkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder,
güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım,
bir şansım daha olsaydı, eğer.
Ama işte 85 ‘indeyim
ve biliyorum…Ölüyorum…