Kitap yıla damgasını vuracak güçte. Devam kitabı olmasına rağmen Skyhunter'dan daha ıstırap dolu bir dünya anlatıyor yazar. Marie Lu'nun yazdığı karakterlerin duygularının tasvirlerine zaten bayılıyorum ama bu kitap, baştan sona Talin'le adeta zihinleriniz bağlıymış gibi hissettirecek cinsten. hayatımda okuduğum en zor kitaplardan biri. Acı o kadar yoğun ki kitaptaki diğer bütün duyguları içine hapsetmiş durumda. Ama iyi anlamda zor yani dayanabilecekler için diyelim. Eğer Skyhunter'ı bitirdiğinizde, umudu Red'in ve Talin'in gözünden ayrı ayrı hissedemediyseniz bu kitap size sıkıcı gelebilir. İki kitaptaki Red bambaşka, Talin ile ilişkisi de. Kitap; size umudu, cesareti, içinizdeki gücün hep var olduğunu ve saklanan yerden çıkabileceğini, hayattaki amacınızı ve geçmişinizi sorgulatarak baştan öğretiyor. Onlar çocukluğuna gittiklerinde ben de onlarla birlikte gidiyordum ama kendi geçmişime. Redlen'in ilk kitapta hayatta kalmak için hiçbir nedeni yokken ikinci kitapta, ''O zalim birlik elimden bir sevdiğimi daha alamayacak.'' derken ki gücünü iliklerinize kadar hissederken... Etkisinden uzun süre çıkamadığım, çıkamayacağım bir kitap. Okuyacağınız değil, yaşayacağınız bir kitap.
Talin'in hayata tutunuşunu, nerede ve ne zaman olduğunu umursamadan iyiliği seçip pes etmeyişini, sevdiklerine zarar vermekten korkan ama bir o kadar da cesaretle alev alan yanını, kalbinde hiçbir zaman gitmeyecek o kederi, tüm olanlara rağmen duygularına attığı o denizci düğümünü, kendisinin de dediği gibi zor hatta belki de imkansız olduğunda bile inandığı şeyin peşinden gidişini, beni bazen dehşete düşüren savaşçı gücünü, acılarıyla beslenen keskin savaşçı ruhunu, zihnimin içinde tüm insanlıktan daha yüksek çıkan sesini, düğümü çözdüğünde kalbinde hissettiği o saf sevgiyi ve iyiliği