Çocukken ebeveynlerimizin belki de üstün bir bilgi ve deneyim türüne erişimi olduğuna inanmaya başlarız. Bir süre için, şaşılacak derecede yetkin görünürler gözümüze. Bu abartılı takdirimiz dokunaklı olduğu kadar da sorunludur. Çünkü zamanla onların da kusurlu, bazen düşüncesiz, kimi konularda bilgisiz olduklarını ve bazı dertlerden bizi kesinlikle kurtaramayacaklarını keşfettikçe, suçlamalarımızın nihai hedefi haline gelirler. Daha bağışlayıcı bir tutumun ortaya çıkması belli bir zaman alabilir, kırklı yaşlarımızı veya son hastane sahnelerini bulabilir. İçinde bulundukları bu yeni durum, zayıf ve korkmuş halleri, fiziksel açıdan bariz bir biçimde, psikolojik açıdan hep varolan bir olguyu gözler önüne serer: Ebeveynlerimiz de değişken, kırılgan varlıklardır.
"Doğru insan"ın alametifarikası, mükemmel tamamlayıcılık gibi soyut bir fikirden ziyade, benzeşmezlikleri hoş görme kapasitesidir.
Uyuşmak aşkın bir kazanımıdır; önkoşulu olmamalıdır.
Mutluluğun tersi vardır, mutsuzluktur bu; oysa sevincin tersi yoktur, işge bu nedenle de sevinç, duyguların en saf olanıdır, ruhun mi henktaşıdır. Sevinmesini bilmek, mutlu olmaktan fersah fer- sah farklıdır, her türlü tehlikeden, tanrıların hasedinden bile uzaktır, değişmez. Sevincin hasedi çekilemez
Sevinç, anlatılmaz
şekilde, mutluluktan daha fazlasıdır, mutluluk insanlara aniden
çıkagelir, mutluluk kaderdir, sevinci ise insanlar kendi içlerinde
filizlendirir, sevinç kalbin güzel bir mevsimidir sadece, sevinç
insanların elinde olan en büyük şeydir
"Babam bana çoğu kez sizin
babanızdan söz etmiş, mutlu gençlik hikayelerini anlatmıştır. Babanız da size aynı hikayeleri anlattıysa, biz de ilk kez
karşılaşıyor sayılmayız."