Bazen bir hikâye sadece anlatılmaz, susulan bir gerçeği fısıldar.
Kış Bahçesi, birbirine yabancılaşmış bir anne ve iki kızının hikayesini anlatır. Anneleri Anya, yıllar boyunca mesafeli, soğuk ve anlaşılması zor bir kadındır. Ancak hep anlattığı bir masal vardır; karlarla kaplı bir ülkede, sevdiği adamdan koparılan genç bir kızın hikayesi…
Kızlar bir Noel akşamı, annelerine yakın olabilmek için bu masalı yeniden canlandırmak ister. Ancak sevilmek bir yana, annelerinin öfkesiyle karşılaşırlar ve oyun yarıda kalır. Aralarındaki tek bağ olan masal da sessizce rafa kalkar. O geceden sonra uzun bir sessizliğe gömülür.
Ölüm döşeğindeki babalarının ise son bir isteği vardır: Masal bir kez daha anlatılacaktır… ama bu kez sonuna kadar.
Bu masal, yıllar sonra yeniden anlatılmaya başlandığında iki kız kardeş şunu fark eder: Dinledikleri şey bir kurgu değildir, annelerinin sakladığı geçmişin ta kendisidir.
Sayfalar ilerledikçe masal çözülür, kelimelerin arasından savaş, kayıp, açlık ve çaresizlik sızar. Ve o masalın içindeki genç kızın, aslında bir annenin kalbine gömülmüş olduğu anlaşılır.
Bu kitap, bir annenin neden sevemediğini,
bir insanın neden susmayı seçtiğini anlatır.
Çünkü bazı acılar; anlatıldığında değil, yaşandığında insanı değiştirir.
Okurken anlıyorsun ki:
Sevgi her zaman yoklukla ilgili değildir.
Bazen sevgi vardır ama yolu kaybolmuştur.
Ve belki de en acısı şu:
Bir insanın kalbine kış geldiyse,
onu bahara çevirmek yıllar sürebilir.