Satırlarında ilk kez dolaştığım bir yazarla, Ayfer Tunç ile geldim bu akşam. Akşam hüznü çöker ya bazen, işte bugün kapağı kapayınca gerçekten çöktü o hüzün üzerime. 12 Eylül öncesinde yeşermiş ama o tarihin gölgesinde kalmış bir aşkın gölgesinde kalan bir kadın ve hayatını arayışla geçiren, hiçliğe uzanan bir adam... Bir gün yolları kesişir ve günlükleriyle bize uzanırlar.
.
Günlükleri okurken önce bi' sendeledim. Sonra ayırdına vardım. Kitap düzeni sol taraf yalnızca E. Bey'e, sağ taraf yalnızca D. Hanım'a ayrılmış. Önce sol sayfaları okuyup bitirdim, sonra aynı tarihleri bir de sağ taraftan okuyup bitirdim. Aynı zaman diliminde yaşayan farklı hayatlar, farklı acılar, farklı kabuller. Ya da kabul gibi görünen kendini kandırmalar. Bilemiyorum artık, siz okuyunca ne derseniz o olsun. Geç tanıştım ama çok sevdim Tunç'u.
.
Hayat ne garip değil mi? Bir sürü kişiyle tanışıyor, görüşüyor, konuşuyoruz ama bazen biz saklıyoruz bir şeyleri bazen de karşımızdakiler. Güvensizlik değilmiş bu her zaman. İsmini koyamadığım bir şeymiş. Önyargılı olmak öyle kolay ki... Halbuki her beden, ardında fazlaca yük taşıyor zaten. Önyargılar sadece diğerinin hatta bizim yükümüzü artırıyor. Kendini bile zor taşıyan insanoğlu, bazen konuşmaya ihtiyaç duyuyor. E. Ve D. Yalnızca bunu isterken rastlıyorlar işte. Umarım benzer his ve düşüncelerle okursunuz... Sevgilerimle
.
Suzan DefterAyfer Tunç · Can Yayınları · 202520,2bin okunma
Kitabı okumaya başladığım zaman yorumlardan hareketle güzel bir kitap okuyacağımı biliyordum, evet ama beni bu denli sarsacağını ve etkileyeceğini bilmiyordum.
.
Hikaye öyle güzeldi ki, kurgu öyle sürükleyiciydi ki sadece bugün doğru düzgün okumaya vakit buldum ve elimden bırakamadım. Hele ki son kısımlara doğru heyecan öyle bir arttı ki yükselen tahminlerim ve adrenalin etkisiyle dünyadan koparak okudum. Hüma Tan karakterine de hayran oldum. .
Türkler, Rumlar, Kıbrıs Sorunu, 3 nesilden beri süregelen bağlar, İlahi yazgı, büyüyen enerjiler, Kıbrıs'tan Mutlu Köy'e uzanan yaşam bağları... Okuduğum en güzel kitaplar arasında yerini aldı çoktan. Pürlen Kıyat Karakuş kaleminiz daim, okuyucunuz bol olsun.
.
Kitabımı @hunharcaokuyanlarkulubu etkinliği sayesinde okudum. Nice güzel keşiflerimiz ve okumalarımız için takvimlerimizi kontrol edebilirsiniz. Sevgiler, dua ile 🤲
.
#kitap #book #okudumbitti #kitapyorumu #kitaptavsiyesi #booksofbetinkitapları #booksofbetinönerileri #booksofbetblog
Kitabı okumaya başladığım zaman yorumlardan hareketle güzel bir kitap okuyacağımı biliyordum, evet ama beni bu denli sarsacağını ve etkileyeceğini bilmiyordum.
.
Hikaye öyle güzeldi ki, kurgu öyle sürükleyiciydi ki sadece bugün doğru düzgün okumaya vakit buldum ve elimden bırakamadım. Hele ki son kısımlara doğru heyecan öyle bir arttı ki yükselen tahminlerim ve adrenalin etkisiyle dünyadan koparak okudum. Hüma Tan karakterine de hayran oldum. .
Türkler, Rumlar, Kıbrıs Sorunu, 3 nesilden beri süregelen bağlar, İlahi yazgı, büyüyen enerjiler, Kıbrıs'tan Mutlu Köy'e uzanan yaşam bağları... Okuduğum en güzel kitaplar arasında yerini aldı çoktan. Pürlen Kıyat Karakuş kaleminiz daim, okuyucunuz bol olsun.
.
Kitabımı @hunharcaokuyanlarkulubu etkinliği sayesinde okudum. Nice güzel keşiflerimiz ve okumalarımız için takvimlerimizi kontrol edebilirsiniz. Sevgiler, dua ile 🤲
.
#kitap #book #okudumbitti #kitapyorumu #kitaptavsiyesi #booksofbetinkitapları #booksofbetinönerileri #booksofbetblog
Vay be, neresinden başlayayım bilemiyorum 🤷️ Öncelikle yazarımız James Tiptree aslında erkek isminin ardında bu güzelliği yazan Alice Bradley Sheldon. Yıllarca kendini gizlemiş (döneminde kadın yazarlara olan bakış nedeniyle) sonradan öğrenilmiş kim olduğu. Üstelik oldukça donanımlı, eğitimli hatta CIA'de bile görev almış . Ayrıca Ursula Le Guin ile de arkadaşlarmış.
.
Neyse gelelim kitaba. Reklamsız bir dünya hayal edin. Sağımıza baksak reklam, solumuza baksak reklam, önümüze, arkamıza baksak reklam değil yani. TV'yi açıyorsun reklam yok, düşün! Şahane geliyor insana. Ama bu yasağın ardında kötü olaylar dönüyor. Reklamları yasaklanan şirketler durur mu? Buluyorlar yolunu. Diyorlar ki biz birilerini alalım kabinlere kapatalım, onların beyniyle de uzaktan kumanda ile idare edilen ikonları çevreye salalım. O ikonlar da bizlerin ürünlerini kullanarak reklam yapmış olsun. (Tanıdık geldi mi?) İkonlar üretilmiş robotlar olduklarından haliyle hissi duyguları yok ama Delphi bu konuda, her konuda olduğu gibi, diğer ikonlardan farklı durumda. Çünkü onun ardında P. Burke var. E farkı ne bu kızın derseniz, okuyun diyorum ️ .
Ayrıca yazar kitapta oldukça ince göndermeler yapmış. Daha kendi zamanları için televizyonun fonksiyonunun birilerinin istediği şeyleri birilerine empoze etmek olduğundan bahsetmiş. Kötü şeylerin gösterilmediğini, gösterilen her şeyin ayarlı ve programlı olduğunu söylemiş. Saygılar efenim.
.
İtiraf ediyorum İngilizce okumak çok güzeldi (pdfsi 31 sayfa bir şey) ama yine itiraf ediyorum ki Ursula'nın ön sözünü okuyamamak kötüydü. Zaten o kadar çok sevdim ki e-kitap olarak kalsın istemiyorum. Mutlaka ama mutlaka basılı halini alacağım. Üstelik bir kere de ana dilimde okuyacağım. O zaman yine bir yorum girerim belki kim bilir 🤷️
.
Neyse ben bayıldım. Umarım dil