asteria

9/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2023 7. kitabı
The Sunset Limited (filmi üzerine) Film, sadece tek bir mekanda yalnızca iki kişinin ( White ve Black) diyaloglarından ibaret. Ateist bir adam olan White'ın hayat felsefesi oldukça kötümser. White, hayata dair inancı ve beklentisi olmayıp çaresizliği benimsemiş depresif bir adam. Hayatın ve dünyanın amaç ve güzelliklerden noksan, tek kurtuluşun ise ölüm olduğunu düşünen White intihar etmek üzereyken, ona rastlayan Black sayesinden ölümden döner. Black'in evine döndükten sonra inançlı, umutlu, Tanrı'nın ve İsa'nın yolundan yürümenin hayatın amacının ve yaşanılabilirliğinin sebebi olduğunu düşünen Black, White ile birbirlerinden uzak ve zıt görüşlerini tartışmaya aynı zamanda da White'ın hayatının devamına yönelik bir amaç bulmaya teşvik etmeye başlar. Ancak aptal olmayan herkesin tek kurtuluşunun intihar olduğunu düşünen White'ın fikirlerinden dönmesi oldukça zordur. Bu film tezatlıkları (beyaz-siyah, teizm-ateizm, yaşam-ölüm, umut-nevmid, iyimser-kötümser) mükemmel bir şekilde işlemiş. İzleyiciyi ve/veya okuru düşünmeye ve sorgulamaya teşvik ediyor. -"Çevrende ışık var ama sen sadece gölgeleri görüyorsun ve buna neden olan da sensin. Sensin! Gölge sensin!" -"Ben karanlığa özlem duyuyorum. Ölmek için dua ediyorum, gerçekten ölmek ve ölünce yaşarken tanıdığım insanlarla karşılaşacağımı bilsem ne yapardım bilemiyorum. Bu, korkunun ve kabusun son noktası olurdu." -"İnanç, inançsızlık gibi değildir. İnanıyorsan ve sonunda inanç kuyusunun kendisine ulaştıysan daha ilerisine bakmana gerek yoktur. Daha ilerisi yoktur ama inanmayanın sorunu var. Dünyayı çözmek için yola çıkmıştır. İşaret edebildiği, doğru olmayan her bir şey karşılığında iki şeyi orada bırakır."
Felsefe-Düşünce
The Sunset LimitedCormac McCarthy · Vintage · 20065 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
10/10
·480 syf.··
Beğendi
·
2022 3. kitabı
·
163 günde okudu
·
Okunma: 17 Kasım 2022 00:00
"Yaptığımı yapıyorum kendimce ne para için ne de eğlence yalnızca borçların ödenmesi için, hataların düzeltilmesi için. Boyanmış bir gül kadar kırmızı kan için. Herkes bilir. Ne ekilirse o biçilir." Akıl oyunlarıyla mükemmel bir kafa karışıklığına neden olan, en ince ayrıntısına kadar planlanmış bir cinayetin kitabı. Mark Mellery, posta kutusuna bırakılmış olan isimsiz mektubu alıyor. Mektupta şöyle yazıyor: "Aklından bir sayı tut 1 ila 1000 arasında herhangi bir sayı." Mellery öylesine 658 sayısını tutuyor. Mektubun devamında mektubun sahibi, Mellery'nin hangi sayıyı tuttuğunu biliyor ve onun ne zaman nereye gittiğinden, ne zaman uyuduğuna kadar her şeyini bildiğini söylüyor. Kısa süre içerisinde yeni mektuplar gelmeye devam ediyor. Yazara hayran kaldım diyebilirim, gerçekten dahice ve eksiksiz düşünülmüş bir kurgu. Hani bir polisiye cinayet kitabı okurken sürekli katilin kim olduğunu düşünüp dururuz, işte bu kitapta düşünemiyorsunuz çünkü ortada kitabın sonuna kadar hiçbir suçlu yok. Katile dair hiçbir fikriniz olmuyor. Dolayısıyla bu da kitabı daha sürükleyici yapıyor. Cinayetin gizeminin üstüne bir de cinayeti araştıran ana karakter dedektifimizin psikolojisi ve kendi içinde yaşadığı içsel savaş eklenince kitap, okuyucuda daha da merak uyandırıyor. "Kaç parlak melek dans edebilir bir iğne üstünde? Kaç umut boğulabilir bir cin şişesinde? Düşündün mü hiç? Bir silahtı aslında bardak ve bir gün bunu anlayarak soracaksın kendine, Tanrım ben ne yaptım diye ağlayarak."
Polisiye / Gerilim
Aklından Bir Sayı TutJohn Verdon · Koridor Yayıncılık · 20231,614 okunma
9/10
·68 syf.··
Beğendi
·
2022 1. kitabı
"Beni ölüm döşeğimden çağırsaydın bile, yataktan kalkıp seninle gitme gücünü toplardım." Herkesin, "Bu nasıl bir aşk, nasıl bir tutku?" dediği o kitap. "Sana beni asla tanımamış olan sana." diye başlayan mektup, 30 yaşındaki kadının 13 yaşından beri içinde yaşadığı platonik aşkı anlatıyor. Yazarımız Stefan Zweig bir kadının hislerini ve tutkularını kesinlikle mükemmel betimlemiş. En az herkesin beğendiği kadar bende beğendim kitabı fakat kadının bu aşkının pek de sağlıklı bir duygu olduğunu düşünmüyorum hatta aşk olduğunu bile düşünmüyorum. Belki de kadının obsesif kompulsif bozukluğu vardır. Bu yüzden bu eserin, aşkı anlatan kült romanlar arasında anılmasını da anlamlandıramadım. Aşk değil de daha çok takıntı gibi olan bu duygu, kadının hayatındaki bütün kararlarını ve seçimlerini etkilemiş. Fakat kadın bu durumdan hiç rahatsız değil aksine hayatını adam uğruna yaşıyor. Kitabı okurken bir kadının nasıl tanımadığı bir adama hayatı uğruna bu kadar bağlanmış olabileceğini düşünmeden edemedim ve bunun sebebinin kadının küçüklüğünde anne ve babasından göremediği ilgi ve sevgi olabileceğini düşünüyorum ya da benzeri diğer travmalar... Kitabın sonuna kadar mektup eline ulaşan adamın ne tepki vereceğini okumayı bekledim ama yazarımız bu kısmı çok kısa tutmuş. Buna başta anlam veremesem de yazarın, kitabında tamamen ve sadece kadının hislerine ve yaşantısına vurgu yapmaya önem vermek istediğini anladım. Özetle insan ve kadın psikolojisi üzerine de etkileyici ve sürükleyici bir kitaptı. "Sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen..."
Edebiyat
Bilinmeyen Bir Kadının MektubuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022266,3bin okunma