Şermin Yaşar’ın kitapları bende hep aynı etkiyi bırakıyor: Derin bir iç ses, sakin bir sızı ve kendimi yeniden yokladığım o tanıdık boşluk. Bu kitap da tam öyle. Yalnızlık ve kimsesizlik üzerine kurulmuş; iki farklı insanın yollarının kesişmesiyle açılan bir hikaye. Herkesin görünmeyen bir yarası, yürüdüğü bir patika var. Biz beğenmesek de o yolu onlar adına değiştiremiyoruz. Çünkü herkes kendi hikâyesinin mimarı.
Bu kitap, iki insanın birbirine temas ederken aslında kendileriyle yüzleşmesini anlatıyor. Bazen insan, yarasını kapatan kişiyle değil; ona sessizce ayna tutan biriyle iyileşiyor. Şermin Yaşar, yalın diliyle okuru yormadan ama içten içe derinden sarsarak, kalbin en kuytu yerlerine dokunuyor.
Sayfalar ilerledikçe karakterlerle birlikte sen de kendi geçmişinde yürüyorsun. Birinin sessizliğinde, diğerinin çocukluğunda kendine rastlıyorsun. Çünkü hepimiz biraz yarım kaldığımız yerden büyüyor, biraz eksildiğimiz yerden güç alıyoruz.
Ve kitap bittiğinde, boğazında ince bir düğüm, içini ısıtan bir sükûnet kalıyor. Yarım kalmışlık duygusu artık eskisi kadar acıtmıyor; çünkü anlıyorsun ki bazen yarım kalan şeyler insanı en çok tamamlayan yerlerdir.