Azade

Azade
@bookworm_azade
İnsan bir eksik sözdür..
Puan vermedi·309 syf.··
2026 47. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 11:04
Bu kitap beni derinden yaraladı. Yazar, son derece zor ve hassas bir konuyu büyük bir ustalıkla ele alırken, okuru da sürekli sorgulamaya itiyor. Aile ilişkilerinin en karanlık, en kırılgan taraflarına dokunuyor; bunu yaparken de keskin bir kalemle, katman katman açılan bir anlatı sunuyor. Kitap; travmayı, sessizliği, bastırılmış öfkeyi ve aidiyet duygusunun bedelini öyle incelikli bir şekilde işliyor ki, sayfalar ilerledikçe insan yalnızca karakterlerle değil, kendi geçmişiyle ve kendi ailesiyle de yüzleşmeye başlıyor. Bu yüzleşme, benim en beğendiğim ama en zorlandığım kısımlardan biriydi. Okurken zaman zaman ara vermeme neden oldu diyebilirim. Bazı sayfalarda ilerleyemedim; sürekli bir yutkunma hissiyle, cümlelerin boğazımda düğümlendiğini hissettim. Sorunlar belki farklıydı ama kırgınlıkların dili aynıydı. Miras, insanın en çok da “aile” denilen yerde nasıl yalnız bırakılabileceğini anlatıyor. Üstelik bunu büyük dramatik çıkışlarla değil, sessizliklerin arasına gizlenmiş küçük kırılmalarla yapıyor. Belki de kitabın bu kadar sarsıcı olmasının nedeni bu: Herşeyi fazlasıyla gerçek hissettiriyor. Bazı kitaplar okunur ve biter; bazılarıysa insanın içinde uzun süre yaşamaya devam eder. Bu kitap, benim için ikinci gruba ait oldu. Kapağını kapattıktan sonra bile zihnimde susmayan cümleleri, içimde dolaşmaya devam eden bir ağırlığı kaldı.
MirasVigdis Hjorth · Siren Yayınları · 20216,5bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·216 syf.··
2026 40. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2026 13:08
Bir gerilim filmi izler gibi tüylerim diken diken okudum kitabı. Masumiyetin saf haliyle kötülüğün soğuk yüzünü aynı küçük bedende buluşturuyor yazar. Rhoda Penmark; o sevimli, mükemmeliyetçi, kurdeleli kız çocuğunun, içindeki kötü tohum filizlenirken, annesinin çaresizce bir çözüm arayışına girmesi ve kendi geçmişiyle yüzleşmesini konu alıyor. Gerilimin ustalıkla yükselmesi, karakterlerin olağanüstü doğallığı kitabın en sevdiğim yönlerinden biri oldu. Kurgu olmasına rağmen olayları tüm gerçekliğiyle yaşıyor, adeta Christine’in yanında, o evin içinde, nefesinizi tutarak bekliyorsunuz. Merhamet duygusu ile kötülüğün mutlaka cezalandırılmasını arzu eden adalet duygusu arasında sıkışıp kalıyorsunuz. Bir yandan Rhoda’ya karşı içten içe “Bu çocuk yok olsun” diye öfke duyarken, diğer yandan annesinin çaresiz sevgisine ve acısına tanıklık etmek vicdanınızı sızlatıyor. William March, bu ikilemi öyle ustaca işliyor ki, okuduktan sonra bir süre “Ben olsam ne yapardım?” sorusundan kurtulamıyorsunuz. Rhoda’nın soğukkanlı gülümsemesi ile Christine’in kaygılı halleri gözünüzün önünden gitmiyor. Sevdiğim karakterlerden biri de Leroy'du. Leroy'un laf sokmaları o kadar iyiydi ki hiç bitmesin istiyor insan. Kötü tohum, Tersinekitap'ın Kör Nokta dizisinin ilk kitabı olarak yayımlanmış. Tabiki bu ilkle böyle güzel bir başlangıç yapmak devamındaki kitaplara karşı da bir merak uyandırıyor. Filme de uyarlanmış ama henüz izlemedim. Keyifli okumalar
Edebiyat
Kötü TohumWilliam March · Tersine Kitap · 2026107 okunma
Puan vermedi·280 syf.··
2026 38. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 25 Nisan 2026 22:12
Kitabı bitirdim, yazarın ilk eseriymiş bu kitap; öyle derin bir anlatım bulamadım, akıcılığı güzel, iyi kurgulanmış ama karakterler yeterince oturmamış, karakterlerin özellikleri kitap boyunca kendini tekrar ediyor daha fazla tanımak için sanki fırsat verilmiyor gibiydi. Nasıl desem vasat bir filme denk gelip olayları merak ettiğiniz için de kapatamamak gibi bir tecrübeydi. İçine kapanık, katı, obsesif, düzenli ve kontrolcü bir kız olan İsabel, ailesinden kalan büyük taş evde yalnız yaşamaktadır. Erkek kardeşinin sevgilisi bir süre yanında kalmak zorunda kalınca, hem kendisini tanımaya başlayacak hem de yaşadığı evin sırrını ve savaşın gölgesine uzanan hikayesini öğrenmeye çalışacaktır. Kısa sürede okunacak bir kitap olsa da; karakterlerin kendini tekrar etmesi, iki farklı karakter olmasına rağmen birbirinden ayırt edilemeyen bir dil kullanması, özellikle Eva'nın günlüğünü okurken bunun bariz hissedilmesi nedeniyle beklentimin altında kalan bir kitap oldu. Ama vakit kaybı da diyemem. Reading slump gibi durgunluk zamanlarında tercih edilebilir. Keyifli okumalar
Edebiyat
EmanetYael van der Wouden · Livera Yayınevi · 2025371 okunma
9/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 39. kitabı
·
19 saatte okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2026 13:42
İyi bir kitap okuduysam heyecanımı hemen paylaşmak istiyorum, Toprağa ve Güneşe Saldırmak kitabı da bunlardan biri ancak sadece iyi diye nitelendirmek kitaba ve güçlü anlatımına haksızlık olur. Kitabın 110 sayfalık incecik hacmine rağmen insanın iliklerine işleyen, nefesini kesen, hem bedenen hem zihnen yoran bir ağırlığı var. Belezi’nin o noktalama işaretlerinden neredeyse arınmış, uzun soluklu, hipnotik cümleleri ise; beni benden aldı diyebilirim, Gerek dili gerekse kurgusu bakımından muazzam, Süleyman Doğru'nun o su gibi akan ifadelerine de hayran kaldım. Akıcılığını ise şöyle ifade edeyim, kitabın ritmi bir yükseliyor bir düşüyor ama asla durağanlaşmıyor. Yazar, 1830’lar-1840’lar Fransa’sının Cezayir’i sömürgeleştirmesinin en kanlı ve erken dönemini, iki paralel anlatı ile ele alıyor. “Meşakkatli İş” bölümleri: Seraphine adlı bir köylü kadının (ailesiyle birlikte) Fransa’dan “vaadedilen” Cezayir topraklarına göçünü anlatır. Tarım kolonisi kurma hayaliyle gelenler, hastalık, açlık, aşırı sıcak/soğuk, zorlu toprak ve yerel direnişle karşılaşır. Umut, hızla çaresizliğe ve yıkıma döner. “Kan Banyosu” bölümleri: İşgalci Fransız askerlerin gözünden köy yağmaları, katliamlar, tecavüzler, misillemeler ve vahşeti aktarır. Şiddet giderek artar ve sıradanlaşır, askerler “Biz melek değiliz” diye kendilerini aklar. İki sesin yan yana akması, kitabın en beğendiğim yönlerinden biri oldu. Sömürgeciliğin ne demek olduğunu insanın iliklerine kadar hissettiren duygu geçişlerinden geçiyor, acının en koyu yerinde farkında olmadan bu vahşetin izleyicisi ve suç ortağı olmanın huzursuz edici ağırlığını yüreklerimizde hissediyoruz. Atatürk'ün önderliği olmasa aynı kaderi yaşayacağımız düşüncesi, kalbimde şükran ve minnet hissini daha da artırıyor. Kitaplar iyi ki var, kitapla
Edebiyat
Toprağa ve Güneşe SaldırmakMathieu Belezi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2026121 okunma
Kuraklıkta büyüyen umut
9/10
·105 syf.··
2026 34. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 29 Mart 2026 22:48
Bu kitap derin duygular barındırıyor, kuraklığın ortasında kör bir köpek (Kör) ile yaşlı bir adamın yaşam mücadelesi diye adlandırabiliriz ama arkasında çok daha derin anlamlar var. Açlık, susuzluk, kuraklık, yalnızlık temalarının ardına gizlenen gerçekçi insani ve ahlaki duygular. Kör ile ihtiyarın arkadaşlığı bunlardan biriydi ve benim için en dokunaklı ve en beğendiğim kısımlardan biriydi. Bu bağ sadece bir dostluk değil, karşılıklı fedakarlık, sadakat, duygudaşlık ve neredeyse ruhsal bir ortaklık olarak işleniyor. Mesela ona şu konuşmayı yapıyor ve kör köpeğin gözleri yaşarıyor, tabii bizimde. "Kör, dedi sana minnettarım İyi ki varsın Eğer bir sonraki hayatımda bir hayvan olarak yeniden doğarsam Sen olarak doğmak isterim Eğer sen de bir insan olarak yeniden doğacak olursan benim oğlum olarak doğmanı isterim, böylece hayatımız boyunca huzur içinde yaşarız birlikte." Sırf bu bağı hissetmek için bile okunur bu kitap, ama daha bir çok şey bulacağınıza eminim. Bir mısır tanesinin yeşermesi, umut oluyor, hayat oluyor ihtiyara. yaşama sevinci oluyor, yaşamak için bir amaca bağlanmak gerekiyor ya; mısır fidesi için bir gün daha yaşamak onu bir gün daha sulamak, hasat vakti gelene kadar onu çocuğu gibi gözetip koruyup kollamak istiyor. . Şu hayatta kimin bir mısır fidesi yok ki? Kitapla kalın
Edebiyat
Günler Aylar YıllarYan Lianke · Jaguar Kitap · 20206,9bin okunma