Bir yıldız gibi kayar giderim hayatından, yapacağın tek şey dilek tutmak olur benim arkamdan. ( Bop marley )
AK Parti’nin 2001’deki çıkışı, sadece iç dinamiklerin değil, 11 Eylül sonrası ABD’nin "Ilıman İslam" projesinin, BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) vizyonunun ve AB’nin genişleme coşkusunun tam kesişim kümesindeydi. Erdoğan o dönem hem okyanus ötesi ağlar hem de Fuller gibi figürler üzerinden Batı merkezlerine "müesses nizamla uyumlu reformist bir lider" olarak refere edilmişti. Bugün İmamoğlu veya başka bir aktör için böyle bir dış rüzgar ya da "uluslararası mühendislik" koridoru mevcut değil. Geopolitik artık çok daha parçalı, ideolojisiz ve tamamen "al-ver" ilişkisine (transaksiyonel) dayalı. Kasım 2026’daki ABD ara seçimleri, Trump’ın Kongre’deki çoğunluğu kaybetmesiyle sonuçlanırsa Washington’da ciddi bir iç kilitlenme yaşanacak. Ancak iç dengelerden bağımsız olarak, ABD’nin artık Ankara’ya bakışı 2000’lerin başındaki gibi "model ortaklık" veya "demokrasi ihraç alanı" vizyonu taşımıyor. Washington için Türkiye; NATO yükümlülükleri, savunma sanayii dengeleri ve bölgesel güvenlik (Ortadoğu-Rusya dengesi) ekseninde kurumsal bir muhataptan ibaret. Batı, yeni bir aktörü "parlatmak" yerine, masada kim varsa onunla en maliyetsiz şekilde çalışmayı tercih ediyor. Almanya’da kriz anlarında devreye giren, Erdoğan ile doğrudan hat kurup AB ile ilişkileri rasyonel bir idare-i maslahat çizgisine oturtan Merkel pragmatizmi çoktan tarih oldu. Berlin’de şansölye koltuğunda oturan Friedrich Merz’in önceliği tamamen Almanya’nın kendi ekonomik durgunluğunu aşması, savunma harcamalarını artırması ve Avrupa’nın kendi sınırlarını koruması üzerine kurulu. Merkel’in o esnek, tampon görevi gören arabuluculuk tarzı bugün Avrupa ittifakında yok; dolayısıyla Ankara’nın sıkıştığında Berlin üzerinden nefes borusu bulması artık çok daha zor. Bugünü 2001’den ayıran en büyük gerçeklik. 2001’de sisteme
1000Kitap
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
2002-2026 (AK Parti ve Cumhur İttifakı Dönemi): 2000'lerin başında küresel finans piyasalarındaki aşırı likidite bolluğu, AB üyelik süreci reformlarının getirdiği uluslararası meşruiyet ve Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) gibi bölgesel tasarım süreçleri, iktidarın ilk on yılında çok güçlü bir dış destek ve sermaye akışı sağladı. Sonraki dönemlerde ise iktidar, küresel güç blokları arasındaki (ABD, AB, Rusya, Çin) çatlakları ve jeopolitik denge politikasını (göçmen krizi, Boğazlar, bölgesel askeri varlık) birer koz olarak kullanarak dışsal kırılganlıkları yönetmeyi ve kalıcılığını tahkim etmeyi başardı.
1000Kitap
Suriye’de rejimin çöküşünün ardından Ahmed eş-Şara'nın HTŞ (Heyet Tahrir el-Şam) kimliğini geride bırakarak "geçiş dönemi cumhurbaşkanı" olması, bölgedeki aktörler için büyük bir paradoks. El-Kaide ve Nusra kökenli bir liderin hâmiliğini üstlenmek, Türkiye’nin bölgedeki moral ve dini otoritesini (o kadim "İslamcı damarı") zedeleyebilir. Bu durum, Türkiye'nin sadece "güvenlik odaklı" ve "ABD/İngiliz projelerine eklemlenmiş" bir güç olarak algılanmasına yol açma riski taşıyor. Trump için Şara, "iş bittiğinde" veya çıkarlar çatıştığında tıpkı bugün Kürtlere yaptığı gibi "paralı asker" veya "hayal kırıklığı" ilan edilebilecek bir başka figürdür. Türkiye'nin Ocak 2026'da Trump'ın kurduğu Board of Peace'e (Barış Kurulu) kurucu üye olarak davet edilmesi, iktidar tarafından büyük bir diplomatik başarı olarak sunulsa da sahadaki gerçeklik "somut adım" eksikliğiyle eleştiriliyor. İslam coğrafyasında gerçek bir karşılık bulmanın yolu, kağıt üzerindeki kurullardan ziyade, Gazze’deki yıkımı durduracak ve kalıcı bir devlet yapısını kuracak somut baskı unsurlarından geçiyor. Eğer bu kurul sadece Trump'ın "yeni BOP" dizaynı için bir paravan olarak kalırsa, Türkiye'nin hâmilik iddiası sadece retorik düzeyinde kalacaktır. Trump’ın Kürt gruplar için kullandığı "sadece ödeme yapıldığında savaşıyorlar" ifadesi, aslında bölgedeki tüm devlet dışı aktörlere bakışını özetliyor. Trump, bölgeyi bir "pazar yeri" olarak gördüğü için, Türkiye’yi de bu pazardaki en güçlü "icracı ortak" (Contractor) olarak konumlandırmaya çalışıyor. Türkiye'nin 1000 yıllık hamiliği, bölge halklarının gönlünde ve zihninde meşru bir "çatı yapı" olmayı gerektirir. Ancak; Filistin gibi hayati bir konuda pasif kalınması, Şara gibi tartışmalı figürlerle girilen zorunlu (?) ittifaklar, Trump'ın her an değişebilen "yeşil
1000Kitap
Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ve "Eşbaşkanlık" meselesi, Türkiye'nin modern siyasi tarihindeki en çok tartışılan, en kritik başlıklardan biri. 2004 yılındaki Sea Island Zirvesi’nden bugüne (Mayıs 2026) uzanan bu süreçte, konjonktür değişse de "bölgesel dizayn" arayışları farklı isimler altında devam ediyor. 2000'li yılların başında Bush yönetimi tarafından "Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika İnisiyatifi" olarak başlatılan projede Türkiye, İtalya ve Yemen ile birlikte eşbaşkanlık görevini üstlenmişti. Ancak bugün, yani 2026 yılında, analistlerin "Trump'ın BOP'u" olarak adlandırdığı yeni bir yapıdan bahsediliyor: Board of Peace (Barış Kurulu). * Erdoğan'ın bu yeni kurula ve bildirgeye imza atan dört liderden biri olması, "sistem içi kalma" stratejisi olarak okunabilir. Erdoğan, geçmişte bu suçlamalara "BOP barışı korumak için kurulmuştur, insani bir görevdir" diyerek yanıt vermişti. Ancak vurguladığımız nokta, bu görevin Türkiye'ye bölgede bir "oyun kurucu" alanı mı açtığı yoksa ABD'nin "taşeronu" haline mi getirdiği sorusudur. Trump’ın bugün (12 Mayıs 2026) Kürtleri "hayal kırıklığı" olarak nitelemesi, aslında ABD’nin sahadaki "ikinci eşbaşkanı" veya "vekil gücü" olarak gördüğü unsurları tasfiye edip, rotayı yeniden kurumsal düzenli orduya (Türkiye'ye) kırdığını gösteriyor. Trump ekibi için iktidarını konsolide etmiş bir liderle çalışmak, bölgedeki atomize olmuş yapılarla (aşiretler, PJAK vb.) uğraşmaktan çok daha az maliyetlidir. Erdoğan’ın bu projelere olan tarihsel ilgisi veya eşbaşkanlık geçmişi, Trump’a "denenmiş ve sonuç alınmış bir ortaklık" güveni veriyor olabilir. BOP’un ilk versiyonu bölgeye demokrasi ve barış vaat etmiş ancak kaos getirmişti. Trump’ın bu yeni "Barış Kurulu" (Board of Peace) yaklaşımı da eğer Filistin ve İran meselelerinde adil bir zemin
Tarih
İsrail'in Sinsi Sosyal Medya Planı!
2. Abdülhamit Rahmetullahi Aleyh Hazretlerine ‘Kızıl Sultan’ diyen, akla hayale gelmedik yalanlarla karalayan; hatta dindar kesimleri bile amansız bir şekilde kışkırtan; o zamanlar kurduğu terör örgütleriyle birçok suikastlar gerçekleştiren ‘Yalancı Siyonist İsrail’in Karalama Planı’ daha şiddetli devam ediyor. Gazze’nin İşgali İçin Yapılan Korkunç Plan Gazze’ye saldırırken de yine korkunç plan yaptılar. Dünya kamuoyunu zehirlediler. Hamas’ın içine kendi yetiştirdikleri adamları, kendi verdikleri füzelerle ‘Aksa Tufanı’ diye kendi halkları üzerine saldırı yaptırdılar. Belki de bir Siyonist Yahudi ölmedi. Birkaç sivil Yahudi esir alındı, o kadar. Artık Soykırımcı Siyonist İsrail’in önü açılmıştı. Sonrası bitmek bilmeyen korkunç soykırım ve katliam başlatıldı. ‘Aksa Tufanı’nın Hiçbir Mantıki Gerekçesi Yok Her tarafı kuşatılmış, bir ekmeğin, bir kilo şekerin bile girmesi yasak olan kalın duvarlarla ve askeri birliklerle çevrili Gazze’ye füzeler, füze üretme sistemleri nasıl girebilir? Buna da şu yalanı uydurdular. “Gizli tünellerden kaçak geçişler yapıldı. Gizli tünellerde füzeler üretildi.” Dünyanın en alçak yalanlarını, şeytanı kıskandıracak hileleri kullanarak dünya kamuoyunu ve emirlerindeki ABD ve diğer AB ve sözde İslâm ülkelerini yalanlarıyla zehirlediler. On binlerce çocuk, yaşlı sivil masumu şehit ederek korkunç soykırım ve yıkım yaptılar. Aç gözlü yerleşimci Yahudiler’i yerleştirmeye başladılar. Ne Birleşmiş Milletler ne uluslararası diğer örgütler Azgın Soykırımı durduramadı. Halen de artarak devam ediyor ve edecektir. Şimdilik Filistin ve Lübnan Sonrası Mısır, Ürdün, Suriye, Suudi Arabistan Körfez Ülkeleri, İran, Türkiye Pakistan… En Sonrası Afrika diğer Asya, Avrupa ve Amerika ülkeleri… İsrail Tüm Dünyayı Zehirleyecek İsrail Meclisi, geçen ay onaylanan
Hayat ve İnsan