Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ve "Eşbaşkanlık" meselesi, Türkiye'nin modern siyasi tarihindeki en çok tartışılan, en kritik başlıklardan biri. 2004 yılındaki Sea Island Zirvesi’nden bugüne (Mayıs 2026) uzanan bu süreçte, konjonktür değişse de "bölgesel dizayn" arayışları farklı isimler altında devam ediyor. 2000'li yılların başında Bush yönetimi tarafından "Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika İnisiyatifi" olarak başlatılan projede Türkiye, İtalya ve Yemen ile birlikte eşbaşkanlık görevini üstlenmişti. Ancak bugün, yani 2026 yılında, analistlerin "Trump'ın BOP'u" olarak adlandırdığı yeni bir yapıdan bahsediliyor: Board of Peace (Barış Kurulu). * Erdoğan'ın bu yeni kurula ve bildirgeye imza atan dört liderden biri olması, "sistem içi kalma" stratejisi olarak okunabilir.
Erdoğan, geçmişte bu suçlamalara "BOP barışı korumak için kurulmuştur, insani bir görevdir" diyerek yanıt vermişti. Ancak vurguladığımız nokta, bu görevin Türkiye'ye bölgede bir "oyun kurucu" alanı mı açtığı yoksa ABD'nin "taşeronu" haline mi getirdiği sorusudur. Trump’ın bugün (12 Mayıs 2026) Kürtleri "hayal kırıklığı" olarak nitelemesi, aslında ABD’nin sahadaki "ikinci eşbaşkanı" veya "vekil gücü" olarak gördüğü unsurları tasfiye edip, rotayı yeniden kurumsal düzenli orduya (Türkiye'ye) kırdığını gösteriyor. Trump ekibi için iktidarını konsolide etmiş bir liderle çalışmak, bölgedeki atomize olmuş yapılarla (aşiretler, PJAK vb.) uğraşmaktan çok daha az maliyetlidir. Erdoğan’ın bu projelere olan tarihsel ilgisi veya eşbaşkanlık geçmişi, Trump’a "denenmiş ve sonuç alınmış bir ortaklık" güveni veriyor olabilir. BOP’un ilk versiyonu bölgeye demokrasi ve barış vaat etmiş ancak kaos getirmişti. Trump’ın bu yeni "Barış Kurulu" (Board of Peace) yaklaşımı da eğer Filistin ve İran meselelerinde adil bir zemin