Birçok hasta onları anlamadığınız, çünkü onların yaşadıklarını yaşamadığınız konusunda ısrar edecektir -"Nasıl anlayabilirsin ki? Benim gibi istismara uğradın mı ki hiç?"- ve benzer olayları ya da duyguları deneyimleyip deneyimlemediğinizi hiçbir şekilde bilemeyeceklerdir. Bu, kendiniz hakkında onlara bilgi vermek için bir çağrı değil, sizin hakkınızdaki varsayımlarını sorgulamak ve ötekiler hakkında benzer varsayımları yapıp bu varsayımlar üzerinden hareket edip etmediklerini sormak için bir fırsattır.
Sayfa 153·Kitabı okudu
Psikoloji
Hatıraları , Ruh ve Sinir Hastalıkları uzmanı Dr. Hasan Behçet Tokol'a verdim ve dedim ki : "Rıza Nur Bey Milli Mücadele döneminde çeşitli görevlerde bulunmuş, 14 ciltlik Türk Tarihi gibi bir eser vermiş, sıradışı bir insan. Sonra oturup bu garip 'Hayat ve Hatıratım'ı yazmış. Pek çok kişi hasta olduğunu anlıyor ve yazıyor ama kimse hastalığının adını ve niteliğini söylemiyor. Bir de doktor olarak sen incelesen ve kanaatini söylesen. Farz et ki Rıza Nur Bey psikanaliz koltuğuna uzanıyor ve sana bunları anlatıyor. Kitaplar istediğin kadar sende kalabilir. Defalarca dinle yani oku, incele, sonunda objektif bir teşhis koy! Gerçekten hasta mı, hastaysa hastalığı ne?" Hatıraları duymuş ama okumamış. ilgilendi . Kitaplar uzun bir süre kendinde kaldı. Çok yavaş okuyor, bir ara yargıda bulunmaktan da dikkatle kaçınıyordu. Nihayet bir gün "Yahu ... " dedi, "Bu adamda galiba bir koğuş hastaya yetecek kadar hastalık var. Bir vaka ki gelecek kuşak meslektaşlarıma bile yetecek kadar malzeme yüklü. Bana biraz daha zaman ver. Literatürü de incelemek istiyorum." Birkaç ay sonra buluştuk. Koca bir dosya ile geldi. Doktor Hasan Behçet Tokol'un (İht. No. 1961 7484/12097) söylediklerini, özet olarak ve günlük dile çevirerek aktarmaya çalışacağım. Kısıtlı, kapalı, ceza dolu bir ortamda, mutsuz bir çocukluk yaşamış. Evde sert ve hoşgörüsüz, ev dışında pek ağırlığı olmayan bir baba. Cahil, zavallı bir anne. Ürkütücü bir dış çevre, Psikolojik açıdan normal gelişmeyi tamamlayamıyor. Ego (benlik) ve dolayısıyla süper-ego dediğimiz ruhsal denetim mekanizması gelişemiyor. Sosyalleşme yetersiz. Örnek alınacak bir aile büyüğü de olmadığı için identifikasyon (benimseme, idealleştirme) fırsatı da kaçıyor. Böylece ilerde daha başka ve derin bozukluklara yol açacak olan nevrotik bozukluğun temelleri
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
"Ruhun yaşamı bedeninkinden daha mı az önemli?"
Bu insanın ruhunu gömüldüğü yerden çıkarmak için hiçbir şey yapılamaz mı?
Ha-rok’un nerede olduğunu biliyor musun?
Daha konuşmamız gereken konu vardı. Henüz hikayemiz bitmemişti, daha anlatacak çok şeyimiz vardı. Ha-rok, bir gün geri döneceksin değil mi? Seni bekliyor olacağım. Lütfen ara beni. SON (Borderline kişilik bozukluluğun kan donduran hikayesi…)
Hae-joo
Psikoterapi parodisi VI
Sınır durumda bir hastayla mı çalışıyoruz? Şu "yüksek borderline" denen tiple mi? Galiba evet. Tabii ya, beni zayıf bu adamın. Geçici bir süre için de olsa nasıl ilksel ve arkaik duygu ve düşünceler doldurmuş adamın zihnini. Ama hayır, tam tersine. Bu adamın müthiç güçlü bir beni var. Fobik takıntılarıyla baş etmek için nasıl bir psikotik gerilemeye izin vermiş kendinde. Kişiliğinin kendi ilkel katmanlarıyla "dağılma endişesi" taşımadan nasıl da ilişkiye girmiş. Oturup kendindeki psikotik nüveyi ikna etmiş bu adam. Üstelik hemen hemen hiçbir toplumsal açık vermeden. Yaratıcı gerileme denebilir olsa olsa buna, benin kontrolünde yaşanmış bir gerileme. Yahu bu adam ne Faust'lar, ne Hamlet'ler çıkarırdı insan ruhunun efsanelerle dolu karanlıklarından! Yok, aslında kendi trajedisinden başka bir şey çıkaramazdı oradan. Kafamız karışıyor. Bu adamın beni çok mu zayıf yoksa tam tersine çok mu güçlü? Bir kere iman sahibi bir müslüman olabilseydi diye düşünüyorum, aklı izin verseydi buna, böyle bir psikotik sınırda gerileme yaşamadan da atlatabilirdi depresyonunu. Kişiliğinin derin katmanlarıyla daha çatışmasız bir ilişkiye girerdi. Sonra güvendiği bir şeyhle konuşurdu, ruhu yatışırdı belki. Neden olmasın? Yok hayır, tam tersine, aklı koruyor bu adamı psikozdan. Yoksa kendini pekâlâ mistik hezeyanlara kaptırabilirdi. Kafam karıştı yine. Nasıl bir adam bu böyle. Deli. Yo, çok akıllı. Her durumda da zavallı. Terapimize geri dönüyoruz. Şimdi önümüzde şöyle bir görev var. İntihar eden asker karşısındaki öfkesini, husumetini tanımalı ki vicdanın, suçluluk duygularının, öç alınma korkularının kendi saldırganlığından türediğini görebilsin. Evet çok iyi anlıyor. Asker, terhisine yaklaşan günlerde girmişti hayatına. İyi bir askerlik dönemi geçirmişti aslında. İyi bir komutandı;
Sayfa 65 - Metis Yayınları, Dördüncü Basım: Kasım 2018, Bir Ses Gelseydi Eğer