"DÜĞÜM"
"Hayat, bir nefes sonra sana ne vereceğini tasarlarken, sen kendi planlarına boğulmuş, zaten gerçekleşecek olanı kabul etmeyerek etrafa bağırmakla, saldırmakla, ömür tüketiyorsun. Boşuna bir uğraş, boşuna bir çaba, boşuna harcanan enerji ve sonunda vazgeçiş, kabulleniş."
Hayat bazen öyle bir düğüm atar ki… Ne kördür ne de görünmez. Tam aksine, öylece karşımızda durur. Büyür, beslenir, karmaşıklaşır; ama kimse çözmeye yanaşmaz. Belki de en tehlikelisi budur: çözülmeyen düğümlerin, insanın boğazına sessizce çöreklenmesi.
Bazen bir kitap sadece bir kurgu değildir; hayatın en ağır gerçeklerini, en zor vedalarını satırlara taşır. Okurken boğazınıza oturan, kalbinizi sıkıştıran ve “insan en çok kime, nasıl veda eder?” sorusunu düşündüren bir hikâye.
Toprak, geçirdiği kaza sonrası yoğun bakımda makinelere bağlı yaşamaktadır. Anne ve babası her gün o dıt dıt seslerinde bile teselli bulur; çünkü bu ses, oğullarının hâlâ nefes aldığına işarettir. Aile, umutla korku arasında günlerini tüketirken, ikizi Doğa kardeşinin yanında bir an bile eksik olmaz.
Ama bir gün… Annesi Kıymet Hanım hastanede yokken Doğa, hayatının en ağır kararını verir: Toprak’ın fişini çeker. Onu acılarından kurtardığını düşünür ama aslında kendi ruhunu çok daha büyük bir yükün altına sokar. Kardeşinin ölümünden sonra Doğa, valizini alır ve otobüs garına gider. Bir yanı eksiktir artık; çünkü Toprak yoktur. Ama işte tam o sırada Toprak karşısına çıkar… Onunla konuşur, yürür, sanki hiç ölmemiş gibidir. Doğa’nın aklı karışır: Gerçek midir, hayal midir?
Anne Kıymet Hanım, oğlunun ölüm haberini alınca kalp krizi geçirir. Kendine geldiğinde ise Doğa’nın kaybolduğunu öğrenirler. Doğa telefon açtığında yalnız kalmak istediğini söyler. Ama Toprak, zaman zaman yine yanında belirir…
Doğa’nın hayatında bir sır