Psikanalitik çalışmalar sırasında analist-analizan ilişkisinde ortaya çıkan ve özellikle aktarım psikozu olarak tanımlanabilecek bazi beklenmedik durumlar, psikanalistleri bu kişilerin kişilik yapılarının daha ayrıntılı değerlendirilmesi gerektiği noktasına götürmüştür. ABD'de Otto Kernberg'in çalışmaları ile ön plana çıkan sınır patolojilerin konumuz açısından önemi, sınırda (borderline) yapıların tanımı ile ergenliğin tanımı arasındaki yakınlıktır. Klinik olarak birçok sınırda erişkin büyümemiş ergen görünümü verirler ve ergenlere özgü tutum ve davranışlarda bulunurlar. Psikodinamik açıdan ele alındığında da ergenler ve sınırda erişkinler arasında birçok benzerlik vardır. Benlik her ikisinde de zayıflamıştır ve kaygı ön plandadır. Benlik ergenlikte, artan dürtüsel baskılar karşısında zayıflar. Sınırda erişkinde ise dürtüsel doyumsuzluğun yarattığı yoksunluk ve ölüm dürtüsünün ortaya çıkması benliği zayıflatır. Buna karşılık üstbenlik gereğinden fazla güçlüdür. Aynı şekilde her ikisinde de benzer savunma düzenekleri ortaya çıkar: Ayırma (spliting) gibi arkaik savunma düzeneklerinin yanı sıra yansıtma, idealleştirme, yansıtmalı özdeşleşme, tümgüçlülük ve yadsımaya başvurulur. Bir başka ortak nokta, her ikisinde de narsisistik zayıflığın söz konusu olmasıdır. Ergenlikte bunun nedeni beden imgesinin zorunlu olarak değişmesi ve çocuksu nesnelerden vazgeçmenin yasıdır. Sınırda kişilikte ise ayırma ve yansıtma düzeneklerinin aşırı kullanımı narsisistik zayıflığa yol açar.