Günümüz modern dünyasında farkında olmadan veya sıradanlaştırarak yaptığımız, İslam ahlakına ve emirlerine ters düşen başlıca hataları alanlarına göre şu şekilde sıralayabiliriz: 📱 Dijital ve Sosyal Medya Alanı Siber gıybet: Sosyal medyada başkalarının hayatını dedikodu malzemesi yapmak. Klavye zorbalığı: Yorumlarda insanlara hakaret, linç ve hakaret etmek. Gizlilik ihlali: Başkalarının özel hayatını (mahremiyetini) izinsiz paylaşmak veya dikizlemek. Yalan haber: Doğruluğundan emin olunmayan bilgileri ve iftiraları yaymak. Gösteriş kültürü: Sahip olunan imkanları nispet (gösteriş) ve kibir amaçlı sergilemek. 💰 Ekonomik ve Ticari Alan Tüketim çılgınlığı: İhtiyaç dışı alışveriş yapmak, marka tutkusuyla israf etmek. Kripto/Borsa kumarı: Kısa yoldan zengin olma hırsıyla riskli, şans oyununa dönen işlere girmek. Kul hakkı: Kul hakkını sadece hırsızlık sanıp, trafikte kaynak yapmak veya vergi kaçırmak gibi detayları hafife almak. Fırsatçılık: Ticarette fahiş fiyat uygulamak, malı stoklamak veya kusurunu gizlemek. 🗣️ Sosyal ve Beşeri İlişkiler Vefasızlık: Akraba, komşu ve dost bağlarını koparmak veya sadece çıkara dayandırmak. Zan ile hüküm: İnsanlar hakkında ön yargılı davranmak, arkalarından kötü düşünmek.
1000Kitap
Ve işte temize çıktık; o gürültülü caddelerin, o ceketli bayların uzağında, Geriye dönecek bir köprü, sığınacak bir gölge bırakmadım arkamda. Çünkü bilirim, modern bir kentin sokaklarında aşkı aramaya çıkanlar, Eve hep ceplerinde bir yenilgi, kalplerinde bir akşam faturasıyla dönerler. Ben o faturaları yırttım, o kariyer planlarını, o kibar yalanları bastım bağrıma, Bir tek senin o uzlaşmaz, o çocuksu hırçınlığını aldım yanıma. Bize ne suni ışıkların aydınlattığı o konforlu cehennemden? Biz ki etimizle, kemiğimizle, o kadim toprağın sancısıyla büyüdük, Ölüm dediğin nedir ki? Bir gömleğin çıkarılması gibi sade ve dürüst olmalı. Şimdi vur mühürlerini göğsüme, kilitlesinler kapıları üstümüze, Bırak, o akıllı adamlar kendi steril laboratuvarlarında arasınlar hayatı. Biz, bir nehir kenarında, bir buğday tanesinde bulduk esaretin en güzelini. Eğer dünya dedikleri bu borsa, bu beton, bu ambalajlı cinayet şebekesiyse; Ben o dünyadan istifa ettim, senin o vahşi hürriyetine iltica ettim. Çek tetiği, varsın fırlasın ruhum o kurşuni ve mukaddes sabaha; Çünkü senin kalbinden başka hiçbir yerde, Tarih bu kadar haklı, bu kadar temiz yazılmadı. ✍️ Murat
1000Kitap
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
“Yoldaşlar, ölürsem o günlerden önce yani, Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni ve de uyansın üstümde bir çınar…” Nazım Hikmet Haziran, Türk edebiyatı için bir takvim yaprağından ziyade; adaletsizliğe, sürgüne ve sömürüye karşı kelimelerle kurulmuş barikatların ayıdır. Nazım Hikmet’in Moskova’daki beton odasından, Orhan Kemal’in Sofya’daki telif borçlu daktilosuna ve Ahmed Arif’in Ankara’nın gri sokaklarında duran o devasa kalbine uzanan çizgide; muktedirlerin yazdığı resmi tarih ile halkın kolektif hafızası amansız bir savaşa tutuşur. Takvimler 3 Haziran 1963'ü gösteriyordu ama sürgünün coğrafyasında mevsimler hep ayazdı. Resmi tarihin muktedirleri arkasından "Vatan haini" diye bağırdılar; oysa yanılıyorlardı. Gazeteler kalbi durdu yazıyordu oysa duran şey bir kalpten fazlasıydı; Anadolu’nun hürriyet ritmi, bir nehrin memleket denizine akma telaşıydı... Nazım’ın Moskova’da son nefesini verdiği o 1963 Haziran’ında, New York borsası yükseliş rekorları kırıyor, Vietnam’da Amerikan helikopterleri pirinç tarlalarını ateşe veriyordu. Gazeteler saray düğünlerini ve lüks otomobil reklamlarını manşet yaparken, tek bir dizeden korkan generaller orduları alarma geçirmişti. 1940 yılının kışında, Bursa Cezaevi’nin kapısı Raşit Kemali (Orhan Kemal) adında genç bir mahkumun yüzüne kapandı. Rutubetli duvarda eski bir gazete kupüründen kesilmiş bir Nâzım Hikmet fotoğrafı asılıydı. Genç adam o fotoğrafa bakıp iç geçiriyordu. Birkaç gün sonra yan koğuşa o fotoğrafın aslı getirildi. Nazım Hikmet, kanlı canlı karşısındaydı. Mavi gözlü devin, Bursa’nın o rutubetli, küf kokan koğuşunda elinden tutup kulağına “Sen şiir yazma, senin kumaşında büyük bir romancı var” diye fısıldadığı o genç adam... Otuz yıl sonra, usta ile çırağın kaderi gurbetin aynı siyah noktasında birleşiyor.
Ciddi ilişki piyasası artık borsa gibi. Herkes "uzun vadeli yatırımcıyım" diyor ama ilk düşüşte portföy değiştiriyor. Bir dönem insanlar birbirini tanımaya çalışıyordu. Şimdi insanlar birbirinin “potansiyelini", statüsünü, takipçi sayısını, mesaj hızını, eski sevgili travmasını ve Spotify playlistini analiz ediyor. Karşıdaki insan değil; adeta halka arz edilmiş bir startup. "Red flag var mı?" diye bakarken kimse kendi fabrikasının bacasından çıkan dumanı görmüyor. Eskiden ilişkiyi bozan şey büyük problemlerdi: İhanet, yalan, uzaklık... Şimdi ilişkiyi bitiren şeyler: “Enerjisi düştü.” "Vibe alamadım." "Mesajı kuru geldi." "Story'me bakıp cevap vermedi." Modern romantizm biraz müşteri hizmetlerine döndü. İnsanlar sevgili değil, premium deneyim istiyor. Hem kusursuz ilgi bekleniyor hem de "beni bunaltma" deniyor. Hem özgürlük isteniyor hem de "Neden çevrimiçiydin?" sorgusu geliyor. İlişki değil, kullanıcı sözleşmesi. Bir de seçenek bolluğu meselesi var. Telefon ekranında sonsuz insan görünce herkes bilinçaltında şunu düşünüyor: "Belki bundan biraz daha iyisi vardır." Bu yüzden kimse masadaki kahveyi içemiyor çünkü sürekli menüye bakıyor. ​İnsanlar artık aşkı yaşamaktan çok ihtimalleri tüketiyor. En ironik tarafı da şu: Herkes "gerçek sevgi” arıyor ama kimse gerçek insan toleransı göstermiyor. Çünkü gerçek insan; yorgun olur, bazen sıkıcı olur, hata yapar, geç cevap verir, korkar, kıskanır, susar. Fakat sosyal medya çağında herkes fragman izlemeye alıştı; filmin durağan sahnelerine tahammül kalmadı. Bir başka trajikomik durum da şu: İnsanlar bağımsızlıkla yalnızlığı karıştırdı. "Kimseye ihtiyacım yok" cümlesi öz güven sloganı gibi dolaşıyor ama gece olunca herkes birinin mesajını bekliyor. Modern insan duygusal olarak kale olmak istiyor ama içeride mum ışığında
Buradayım işte, o batı icadı saatlerin çarkları arasında çiğnenmeden, Kirlenmiş bir gökyüzünün altında, temiz kalmış tek kavgayı seçerek. Çünkü insan, ancak bir uçurum kenarında anlar boynundaki kemendi, Ve ben bütün terminalleri, pasaportları, o gürültülü caddeleri Senin o ödün vermez, o keskin esaretine teslim olmak için çiğnedim. Bize ne sanayileşmiş acılardan, ne o vitrin camlarındaki yalandan? Bir insanın bir insana bakışı sarsmıyorsa artık temellerini yeryüzünün, Orada ne şiir vardır, ne de ayağa kalkacak hakiki bir gövde. İttim dünyayı; o borsa kurallarını, o modernleşmiş köleliği ittim, Çünkü öleceksek, bir banka dekontunun arkasında değil, Senin o her şeyi parçalayan, o yabani merhametinde ölmeliyiz. Gayrı ne arkaya dönüp bakacak bir gençlik bıraktım, ne de bir mazeret, Toprağı tırnaklarıyla kazıyanların nefreti ve aşkıyla geldim kapına. Beni bu steril, bu ambalajlı yalnızlığın ortasında infaz etme; Seni sevmek, namlunun ağzına kendini sürmekle eş değerse eğer, Çek tetiği, varsın fırlasın ruhum o kurşuni ve mukaddes sabaha.
Alıntı
Yatırım
Sabah kalkıp borsa ile ilgili video izlemek😄
1000Kitap