Hasan Erimez’in Demirdağın Kurtları adlı romanı, yok edilmek istenen bir milletin küllerinden nasıl yeniden doğduğunu, kaybettiklerini nasıl tek tek geri aldığını anlatan güçlü bir eser. Eğer Bozkurtlar’ı okuyup beğendiyseniz, bu kitabı da büyük ihtimalle seversiniz.
Eserin dili oldukça sade ve akıcı. Öyle ki kitabı elinize aldığınızda bırakmak zorlaşıyor. Her sayfanın sonunda bir sonrakine geçme isteği uyandırıyor. Okuma bittikten sonra bile etkisi devam ediyor; insan gözlerini kapatıp baştan sona yaşananları tekrar düşünüyor.
Konu olarak roman, Ergenekon Destanı üzerine kurulmuş. Türk Kağanı’nın yaptığı hatalar sonucu Türk yurdu düşüyor, millet büyük bir yıkım yaşıyor. Hayatta kalan az sayıdaki Türk, Ergenekon’a sığınarak soyunu gizlice devam ettiriyor. Aradan geçen asırlar sonra ise Börteçine önderliğinde demir dağ eritiliyor ve yeniden özgürlüğe doğru yürüyüş başlıyor. Bu yönüyle eser, sadece bir destan anlatımı değil; aynı zamanda dirilişin ve iradenin hikâyesi.
Yazarın anlatımı yer yer Hüseyin Nihal Atsız’ı hatırlatıyor. Aynı epik hava, aynı milli ruh hissediliyor. Betimlemeler bazı okuyuculara yoğun gelebilir; ancak bu detaylar sayesinde kendinizi Ötüken’de, Tanrı Dağları’nda, Ergenekon’un içinde hissediyorsunuz.
Kitabın verdiği mesaj oldukça net: bir milletin varlığı, onun kararlılığı ve inancıyla doğrudan bağlantılıdır. Okuma sonunda zihinde kalan en güçlü düşünce ise şu oluyor: zor zamanlarda ayakta kalmayı sağlayan şey, yine o milletin kendi iç gücüdür.
Kurgusu, dili ve verdiği duygu açısından benim için net bir şekilde 10/10’luk bir eser.