90'ların müziği: Eski şarkılardan neden vazgeçemiyoruz?
Türkiye’de 90’larda çıkış yapan sanatçıların konserlerinde hâlâ binlerce kişiyi biraraya getirmesi, 90’lar gecelerinde mekanların dolup taşması ya da bu şarkıların daha ilk saniyelerinden insanların hep bir ağızdan eşlik etmeye başlaması tesadüf değil. Tanıdık sesler, tanıdık ritimler, tanıdık sözler bir süreklilik duygusu yaratıyor. Kendimizi hikayemizin içinden düşmüş gibi hissettiğimiz anlarda, geçmiş bizi yeniden kendimize ilikliyor. 1986 doğumlu biri olarak 90’lar pop müziğine düşkünlüğüm sorgulanamaz. Her âşık olduğumda, her ayrılıkta, kalbim her kırıldığında, yaşadığım dönemle didişmeye başladığımda, anlaşılmadığımı hissettiğinde 90’ları açıp dinlemek çok iyi geliyor bana. Harun Kolçak’ın histerik şarkılarında kaybolmak; Levent Yüksel’in bence Türk pop tarihinin en müthiş albümlerinden biri olan Med Cezir’ini açıp açıp dinlemek; Emel Müftüoğlu’nun, Nazan Öncel'in çılgın şarkıları; sonra Yaşar, İzel-Çelik-Ercan Saatçi üçlüsü, Hakan Peker, Burak Kut, canımız Barış Manço, Sezen Aksu, Nilüfer, Tarkan ve daha sayamadığım onlarca sanatçı… "Beni bırakın, beni bırakın Beni bırakın bu caddelerde Beni bırakın, beni bırakın Yıkılan eski meyhanelerde" Bu müzikleri dinleyince epey regrese olduğumu da söylemeliyim. Bu sözcük “gerileme” anlamına gelse de son zamanlarda “regresyon” kelimesine başka gözle bakmaya başladım. Geçenlerde Margit Schreiner’ın Anneler. Babalar. Erkekler. Sınıf Savaşları kitabını okurken bu kelimenin psikolojiden önce jeolojiye ait bir anlam taşıdığını öğrendim: Denizin geri çekilmesi ve altında kalan anakaranın yeniden görünür hâle gelmesi. Psikolojide ise regresyon, gelişimsel ya da zihinsel olarak daha önceki bir evreye dönüş anlamına geliyor. Genellikle savunma mekanizması olarak ele alınıyor aslında. Ama jeolojik anlamı bana daha ilginç
Makale|Yazı
İlk defa gerçekten ne yapacağımı bilmiyorum. Çok yorgunum. Sadece bedenim değil, ruhum da yorgun. Nasıl düzelecek, nereden toparlanacak hiçbir fikrim yok. İçimde sürekli bir kırgınlık var ve her geçen gün biraz daha artıyor gibi. Etrafımda insanlar var, konuşmalar var, kalabalıklar var ama ben sanki hepsinin dışında kalmış gibiyim. Yanımda gibiler ama aslında değiller. Anlaşılmadığımı hissediyorum. Kalabalığın ortasında tek başıma kalmışım gibi. Her şey üst üste geliyor. Birini atlatamadan diğeri başlıyor. Nefes alacak bir boşluk bile bırakmıyor hayat. Bağırmak istiyorum, içimdekileri haykırmak istiyorum ama sesim çıkmıyor. Gitmek istiyorum bazen, her şeyi bırakıp uzaklaşmak. Ama nereye gideceğimi bile bilmiyorum. Sadece yüklerimden biraz kurtulmak istiyorum. Biraz anlaşılmak, biraz dinlenmek. Çünkü bu ağırlıkla daha ne kadar yürünür, bilmiyorum.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Hiçlikteki Boşluk
Kayboldum. Nedenini bilmiyorum ama benim bile kendimi bulamayacağım şekilde kayboldum. Ürkütüyor beni var olan herşey.. Ya-şa-mak yani varlığı hissetmek. Dünya da olma bilinci çürütüyor, var olduğumu bilmek ve uğraşmak yoruyor beni. Her şeyimi al, ne yapıyorsan yap kendinle dünya. Senden ve senin için de bulunduğum hayattan isteyeceğim hiçbir şey yok. *Silinebilmek adına..
Duygu ve Düşünce
Zaman Geçiyor..
"Günler kısalıyor diye aldatma kendini; günler değil kısalan, aslında senin ömründür." Tutuklunun Günlüğü
Alıntı
°🍂•. Göğüne vurulup derininde boğulduğumuz dünya...
Alıntı
öyle
Ağrı yapan dişinizi çektirdikten sonra yerinde boşluk hissediyorsanız çektirmeden önceki verdiği acıyı hatırlayın. Konunun dişle alakası yok 🦷❤️‍🩹
Alıntı