Kaddafi bir diktatör!… Bush değil mi? Ya Obama? Sarkozy mi “demokrat”? Yoksa israil mi “demokrasi beşiği”!? Demokrasi getirdikleri ülkere bakın! Bosna, Irak ve Afganistan getirdikleri düpedüz faşizm!
Sayfa 50 - Remzi kitabevi
Tarih
İslamiyet’in en hoş yaşandığı yer Saraybosnadır. Orada Müslümanlık, Osmanlılık ve medeniyet birleşmiştir. Ezan sade insan sesiyle okunur, pek güzeldir.
Kronik yayınevi
Alıntı
Reklam
İçinden geldiğiniz halka benzeyin. Bu halk cesur, zeki ve gururlu bir halktır. Bazı kusurlarını da paylaşmanız gerekse bile onlara benzemek- ten imtina etmeyin:' Askerlere bu mesajı ilettiğimde aklımda tamamen somut bir şey vardı. Bizim halkımız, her ne kadar cami eşiğini fazla aşındırmıyor olsa da dindar bir halktır ve bizler de bunu gayet iyi biliyoruz. Sakın ha onun mukaddesatına ilişmeyin! Subayların Tanrı'ya küfrettikleri vaki. Böyle şeylerin yaşanmaması gerekiyor. Bizler subaylara oruç tutuyor mu ya da camiye gidiyor mu diye soracak değiliz. Onlardan beklentimiz dürüst bir şekilde harbetmeleridir. Kendileriyse neye isterlerse ona inanabilirler. Fakat Tanrı'ya küfretmek olmaz. Ben buradan salık veriyorum ve sizlerin de böyle yapacağınızı düşünüyorum. Maalesef bu yaşanıyor ve birçok asker bana bu hususta şikayette bulunuyor. Buradaki konuşmamda subaylara haksızlık ettim zira Bosna Hersek Ordusu'nda dine saygı esastı. Bahsettiklerim ise istisnai şeylerdi.
Aliya İzzetbegoviç'ten Tarihi Cevap
Bosna savaşı sırasında Sırplar Bosnalı kadınlara tecavüz etmiş, kadın çocuk demeden katletmiş, savaşın en vahşi sahnelerini Bosnalılara yaşatmışlardı. Bu vahşetin bazı failleri yakalanıp esir alınınca, aynı muamelenin bu esirlere uygulanması için Aliya İzzetbegoviç’ten izin istenir. Aliya İzzetbegoviç şiddetle reddeder. Komutanlar ısrarcıdır: – Onların bize yaptığını, aynen biz de onlara yapmalıyız. Bunun üzerine Aliya, tarihe geçen şu cümleyi kurar: – Sırplar bizim öğretmenimiz değiller.
Sayfa 125·Kitabı okudu
Alıntı
Öyle değil
Evvelki mağlubiyetlerimizde gerçi Kırım, Eflak, Boğdan, Mora, sonra Tesalya, sonra Girit, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Trablus, Makedonya, Karadağ, Arnavutluk daha birçok böyle çeşitli kıtalar verilmişti. Şimdi de haydi Arabistan, Suriye ve Irak gitsin diyelim, fakat taksim asıl hayat merkezine gelmişti. Bu sefer sevgili Anadolu, gözbebeği İstanbul düşman çizmelerine açılıyordu. Yüzyıllardan beri düşman askerinin ayak basamadığı bu kıymetli topraklar, Türk'ün mayası olan öz vatan, ana toprağı artık İngilizlerin, Fransız'ın, İtalyan'ın, hatta Yunan'ın ayakları altında çiğnenecekti. Buna karşı yapılacak hiçbir şey yoktu, başımızı alıp her şeye razı olacaktık! Nihat'ın kulağında Kemal Mümtaz'ın uğursuz keder çığlığı uğulduyordu: "Bittik, bittik!" - Bittik mi? Nihat içerisinde gevrek gevrek korların yandığını hissederek derin bir ah çekti: - Ah, demek hiçbir ümit yok... Her şey bitti. Ne yapsak boş... Öyle mi?
Sayfa 28·Kitabı okuyor
UNESCO neredeydi? Halep'te yaşanan tarih katliamı acaba bir Avrupa şehrinde, söz gelimi Paris'te yahut Londra'da yaşansaydı böyle sessiz kalınır mıydı? Bosna'da olanlar Berlin'de olsaydı, Şam'ın başına gelenler, Prag'ın başına gelseydi dünya ayağa kalkmaz mıydı?
Reklam
Reklam