Osmanlılar, öteden beri önemli şehirlerde pâdişahın otoritesini yürütmek, şehri ve yerel düzeni korumak üzere yeniçeri garnizonları (büyük şehirlerde 500-600 kişi) yerleştirirlerdi. Yeniçeri gibi kapıkulu süvarileri de ülkede yayılmış bulundukları için, bunların başında her bölgede kethüdayeri adı verilen bir komutan bulunurdu. Bunlar, oradaki beylerbeyine veya sancak beyine bağlı değildi. Padişah kulu olarak onların birçok mâlî, kazaî ayrıcalıkları vardı. Kanunî döneminde şehzâde ayaklanmalarından sonra yeniçeri ve sipahiler, özellikle Anadolu şehirlerinde daha çok yayıldılar. Onların ayrıcalıklarını paylaşmak isteyen yerli askerî gruplar, aralarına giremedikleri zaman onlara karşı uğraşıya başladılar. İşte birçok şehirde bu kapıkulu kumandanları, yerli âyân ve ulema ile birleşerek o yerde gerçek otoriteyi ellerine geçirdiler. Beylerbeyi ve adamlarına karşı gerçekten özerk, serbest yönetimler kurdular ve merkezden kopardıkları unvan ve ayrıcalıklarla bu özerkliği meşrû ve kanûnî bir hale getirdiler. Yeniçeriler, Kuzey-Afrika vilayetleri, Bagdad gibi uzak eyâletlerde gerçekten bağımsız oligarşik yönetimler bile kurdular. Bosna gibi sınır vilâyetlerinde eski zaimler, kapetanlar âyân ile birleşerek muhtar yönetimler oluşturdular ve bunun için sultanın şehre vermiş olduğu eski vergi bağışıklık belgelerinden yararlandılar. Aynı zamanda, Anadolu ve Rumeli'nin birçok şehrinde yeniçeri ve sipahi başbuğları, iltizam ve mukataʻalar satın aldılar veya zorbalıkla kudretli âyân durumuna geldiler. 18. yüzyılda bu gibi bölgelerde onların, yerel egemenliği ellerinde tutan gerçek hânedânlar (meselâ, Batı Anadolu'da Karaosman oğulları) kurduklarını biliyoruz. Hatta bazıları, halkı arkalarına alarak Bâb-ı âlî'yi, paşalık ve vezirlik unvanları ile valilik vermeye dahi zorladılar. Âyân,
Sayfa 336 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
İncil, yumuşak huyluların kutsanacağını ve toprağı miras alacağını söylüyordu; Bosna’da bu kötü bir şaka olarak kabul edilirdi: Bizim ülkemizde zamanında dişlerini göstermeyi öğrenmeyen, toprağa gömülürdü.
Sayfa 109·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Kaddafi bir diktatör!… Bush değil mi? Ya Obama? Sarkozy mi “demokrat”? Yoksa israil mi “demokrasi beşiği”!? Demokrasi getirdikleri ülkere bakın! Bosna, Irak ve Afganistan getirdikleri düpedüz faşizm!
Sayfa 50 - Remzi kitabevi
Tarih
İslamiyet’in en hoş yaşandığı yer Saraybosnadır. Orada Müslümanlık, Osmanlılık ve medeniyet birleşmiştir. Ezan sade insan sesiyle okunur, pek güzeldir.
Kronik yayınevi
Alıntı
İçinden geldiğiniz halka benzeyin. Bu halk cesur, zeki ve gururlu bir halktır. Bazı kusurlarını da paylaşmanız gerekse bile onlara benzemek- ten imtina etmeyin:' Askerlere bu mesajı ilettiğimde aklımda tamamen somut bir şey vardı. Bizim halkımız, her ne kadar cami eşiğini fazla aşındırmıyor olsa da dindar bir halktır ve bizler de bunu gayet iyi biliyoruz. Sakın ha onun mukaddesatına ilişmeyin! Subayların Tanrı'ya küfrettikleri vaki. Böyle şeylerin yaşanmaması gerekiyor. Bizler subaylara oruç tutuyor mu ya da camiye gidiyor mu diye soracak değiliz. Onlardan beklentimiz dürüst bir şekilde harbetmeleridir. Kendileriyse neye isterlerse ona inanabilirler. Fakat Tanrı'ya küfretmek olmaz. Ben buradan salık veriyorum ve sizlerin de böyle yapacağınızı düşünüyorum. Maalesef bu yaşanıyor ve birçok asker bana bu hususta şikayette bulunuyor. Buradaki konuşmamda subaylara haksızlık ettim zira Bosna Hersek Ordusu'nda dine saygı esastı. Bahsettiklerim ise istisnai şeylerdi.
Aliya İzzetbegoviç'ten Tarihi Cevap
Bosna savaşı sırasında Sırplar Bosnalı kadınlara tecavüz etmiş, kadın çocuk demeden katletmiş, savaşın en vahşi sahnelerini Bosnalılara yaşatmışlardı. Bu vahşetin bazı failleri yakalanıp esir alınınca, aynı muamelenin bu esirlere uygulanması için Aliya İzzetbegoviç’ten izin istenir. Aliya İzzetbegoviç şiddetle reddeder. Komutanlar ısrarcıdır: – Onların bize yaptığını, aynen biz de onlara yapmalıyız. Bunun üzerine Aliya, tarihe geçen şu cümleyi kurar: – Sırplar bizim öğretmenimiz değiller.
Sayfa 125·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Reklam