Her ne kadar Türk İslam sanatları tarihi dese de kitabın adına, genel olarak dünya sanatını incelemiş. Bu önemli çünkü her şey zıttı ile ya da kendisinden farklı olanla daha iyi anlaşılır...
Ankara'da bir müze var, Anadolu Medeniyetler Müzesi. Paleolitik Çağ'dan itibaren Anadolu topraklarının tarihini sergiliyor. Orada şunu anlamıştım sanatın kesinlikle insanın ruh dünyası ile haliyle inandığı din ile birebir ilişkisi var. Bu zaten bilinen bir şey olabilir ama buna ikna olmuştum. Türkiye'de Anadolu Medeniyetleri, dünyada Louvre Müzesi. Bu ikisini gezen birisi ne demek istediğimi çok daha iyi kavrayacaktır.
Kitap genel olarak bütün sanatlardan bahsetse de tabii ki Türk İslam sanatlarında özelleşmiş. Her şey kötüye gitmiş savı burada da bir daha karşımıza çıkıyor. İnsanlar mı tembelleşti yoksa o içerideki ruh güzelliği mi söndü bilinmez ama kesinlikle sanat kötüye gidiyor. Zaten bunu çok afili sözlerle anlatmaya gerek yok güya restore edilen eserlere bakmak yeterli olur.
Sanat hakkında çok fazla kendimle ilgili bir şey söyleyemem diye düşünür insan ama öyle değil. Ben herhalde el işi el işçiliği iyi olan biri değilimdir diye düşünüyorum. Ömrümde örneğin örgü diye yaptığım tek şey iş eğitimi dersindeki belki 10 x 10 bir işti. Ondan da herhalde hoca çabamı gördüğü için not almışımdır. Bence berbat ötesi bile olabilirim. Yalnız şöyle bir şey var kesme biçme ölçü gerektiren işlerde bu durum öyle değil mesela çok güzel mutfak önlüğü ya da bebek maması önlüğü yaptığımı biliyorum. Ya da ahşap koymamız gerektiği zaman o kadar berbat değildim. O zamanlarda çizdiğim bir tane at var hala insanlar benim çizdiğime inanmıyor. Yani. Sanat sadece el işçiliği değildir onu işçi yapar, biraz da mekaniğini zanaatkar yapar, gel gelelim ruh güzelliğini katan sanatkardır. Bence bu ayrım çok