yara bandı,merhem ve yara
Sana hep yaralarının merhemi olacağımı söylemiştim Nisera. Acıyan yerlerine dokunmadan, canını yakmadan, sabırla iyileştirmeyi istemiştim. Sen ise beni çoğu zaman bir yara bandı gibi kullandın. Yaralarını iyileştirmek için değil, onları görmemek için. Belki kanamasınlar diye, belki biraz daha dayanabilesin diye. Ben kalbinin üzerindeki geçici bir örtü oldum sadece hiçbir zaman yaranın gerçekten iyileşmesini istemedin sanki. Çünkü iyileşmek yüzleşmeyi gerektiriyordu, yüzleşmek ise cesaret. Ben ise bütün sevgimle yaralarının başında bekleyen bir merhem gibi kaldım; kullanılmayı bekleyen ama hiç sürülmeyen bir merhem gibi. Oysa ben yaranın üstünü kapatmayı değil, onu iyileştirmeyi hayal etmiştim. Acının köküne inmeyi, seni inciten ne varsa onunla birlikte yüzleşmeyi. Ama senin yaraların iyileşmek istemiyormuş meğer. Sen yaralarını seveni değil, yaralarını açandan vazgeçmemişsin. Ben bunu çok geç fark ettim. Bir insanı sevmenin onu kurtarmaya yetmediğini, bazen sevginin en güçlü halinin bile bir alışkanlığın karşısında çaresiz kaldığını çok geç fark ettim. Ben senin yaralarına şefkat gösterdikçe, sen o yaraları açan izlerin peşinden gitmeye devam ettin. Çünkü o acılar canını yaksa da tanıdıktı ve insan bazen tanıdığı acıyı, bilmediği huzura tercih eder. Şimdi dönüp baktığımda anlıyorum. Senin tarafından bu kadar sevilebilmek için merhem olmak gerekmiyormuş. Yara bandı olmak da yetmiyormuş. Meğer benim sana yara olmam gerekiyormuş. Kalbinin tam ortasına yerleşen, her hatırladığında sızlayan bir yara... Belki de hatırlanmaya değer olmak için iz bırakmak gerekiyormuş. Ben izleri silmeye çalışırken, başkaları iz bırakıyormuş. Ben acını hafifletmeye çalışırken, başkaları sana acının kendisini veriyormuş. Ve ne kadar acı olsa da insan bazen kendisini yaralayan şeyi
KISA KISA KİTABIMDAN ALINTILAR... Ramazan geliyor. Kuran ayı! Hoş geldi safalar getirdi! Neler yapacağız peki? Hatimler yapacağız. İkindi namazları sonrası camilerden dağılmayıp mukabelelere katılacağız. Bayanlar ise mahalle camilerinde veya apartman sitelerinde kendileri için belirlenen yer ve saatte devam edecekler mukabelelere her gün. Arefe günü de tüm ölmüşlere gönderilecek bütün bu hatimlerden, okumalardan hasıl olan sevap! Akla hayale gelmeyecek büyüklükteki sevap! Tüm ümmetin tüm okumalarını harfine 70 sevaptan çarpıverin de görün nasıl bir büyüklük olduğunu. Peki acaba bu ramazanda bir ayet olsun Kuran’dan bir şey öğrensek, üzerine kafa yorsak, karşılaştırmalı meal okuması yapsak, farklı tefsirlerde ne söylenmiş o ayet için ona baksak ve hayatımızı buna göre tanzim etsek nasıl olur sizce? Mesela Ali İmran suresi 159. ayetin en sonunu öğrensek. Allah’ın orada: “İNNALLAHE YUHİBBUL MÜTEVEKKİLİN” yani “ALLAH MUHAKKAK TEVEKKÜL EDENLERİ SEVER” dediğini fark etsek. Bununla irkilsek! Artık olaylara ve insanlara bu gözle bakmaya başlasak! Sorunlarımıza kafa yorarken bu değişmez vaadi gözden çıkarmasak! Ve bu kısacık zikri ezberlesek! Dilimizden ve gönlümüzden hiç düşürmesek! Allah’ın bu büyük vaadini akıldan hiç çıkarmasak. Sizce nasıl olur? Bana sorarsanız bir bilgenin de dediği gibi Kuran’ın bir ayetini anlayarak okumak anlamadan tamamını hatmetmekten daha sevaptır. Ve bu tarif edilen faaliyeti yapmak bana göre anlamadan yapılan 100 hatimden, ramazan boyunca yapılan okumalardan, mukabelelerden Allah katında daha sevaptır. İtirazı olan? *** BİR DE BÖYLE DENEYELİM. UMULUR Kİ ANLAŞILIRIZ. AYET: Eğer (borçlu) darlık içinde ise, eli genişleyinceye kadar ona mühlet vermek (gerekir). Eğer (gerçekleri) anlarsanız bunu sadakaya
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Okuldan gidiyorum diye öğrencim hedâye getirmiş..
Son hafta gelmeyeceğim, köye gideceğim hocam, dedi. Karne günü beni göremezmiş. Bunları size vermek istedim, dedi. İki gözümün haydutu. 🥲 İçine de “Ali İmran’dan Bilal hocama” diye yazmış. (Hocamın h’sini büyük yazmamış ama olsun. Zaten büyük harflerin kullanımını ben öğretmedim. 5. sınıftaki Türkçe öğretmeninin suçu. Beni bağlamaz.) Artık kesin gitmem lazım okuldan. Hediye de aldık. Sonuçlar açıklanmalı derhal. Milli eğitime seslenmiyorum tabi.. Devlet memurlarının toplumsal alanlarda ortalığa seslenmesi yasak diye biliyorum. Başımıza iş almayalım şimdi.. Duygulandık durup dururken.. Tam meslekten bezicez, böyle apır sapır duygusal hareketler yapıyor çocuklar, yine bağlanıyoruz.. Hayır kız öğrenci de değil.. Erkek severse içten sever. İçerden sever.. Mecburuz artık gitmeye.. Sevildik bir kere.. “Erkek sevildi mi mecburdur gitmeye.” Derinmiş gibi görünen bomboş bir laf etmek istedim. Onu da yaptım. Allah da beni bildiği gibi yapsın. Allah’a emanet olun. 🙋🏻‍♂️
Bu basbaya gönüllü büyük birader seçimi demek. E zaten muhtemelen de kendimiz için ''ideal'' biraderi seçmekten yoksun olacağımız için seçtiğimiz örnek kişi çocukluktan gelen kim bilir hangi eksikliğimizin bir parçasını şekillendirmek için seçecek olduğumuz bireydir yani yanlış bir birey seçimidir çoğunlukla. E yani şimdi temellendirilmemiş hissel ihtiyaçların peşine düşmüş olursunuz sadece böyle olunca bu da sizi bir geri zekalıya dönüştürür. Manyak mıyız kendimize hayali bir döver de sever de kafasında bir otorite kuruyoruz. Kendine eziyet etmek isteyen yapsın. Alıntının devamında da ''Çarpık olan şeyleri bir cetvelin olmadan asla düzeltemezsin.'' demiş. Ama bunu yapmak cetveli işlevsel olarak kullanıp düzeltmeler yapmış olmayı geçiyor. Direkt cetveli alıp kendine sokmuş oluyorsun.

flora

@meksikasemenderii
·
sakın böyle bir şey yapmayın, korkunç.
Örnek olacak bir kişi seçmeliyiz, onu her zaman göz önünde tutmalıyız; öyle ki, o hep bizi izliyormuş gibi yaşayalım, her şeyi sanki o bize bakıyormuş gibi yapalım. Bunu Epikuros böyle salık vermiş Lucilius'um.
Soru : Yunus Emre Hz. bir kasidesinde "kerametim vardır deyu, halka salihlik satarsın. Nefsini Müslüman eyle, kerametin odur senin" diye buyurmaktadır. Buna göre bizler nefsimizi nasıl Müslüman yapacağız? Cevap : Allah ayeti kerime de öyle buyurmuştu, Yusuf(a.s.) öyle buyurmuştu "nefis bütün şiddetiyle kötülüğü emreder" emmare nefsi, bütün şiddetiyle kötülüğü emre'den nefis, Müslüman mıdır? Hayır. Allah'a teslim olmuş mudur? Hayır. Teslim olmamış, teslim olmayı kabul etmiyor, kabul etmiyorsa ne yapıyor? İlahlık iddia ediyor. Evet, nefsin Müslüman olabilmesi için, kulun Müslüman olabilmesi için nefsin teslim olması lazım, rabbine teslim olması lazım, Allah'a teslim olması lazım. Yani ben demekten kurtulup, la ilahe illallah demesi lazım. Allah'ın huzurunda Allah'ın vahyi karşısında eğer benlik iddia ediyorsa, bence bana göre diyorsa, bu durumda ilahlık iddia etmiştir. Allah'a karşı ilahlık iddia ediyor. Teslim oldu mu, Müslüman oldu mu? Hayır ve bu nefis tezkiye olmadıkça, temizlenmedikçe; yani onun bu halini temizlemedikçe kul Müslüman olmaz. Mümin hiç olmaz zaten! O nefis kendini sever, Allah'ı sevmez. Benim istediğim gibi olsun der, benim arzu ettiğim gibi olsun. Ben keramete sahip olayım, insanlar beni övsün, âlemlerin rabbini övmüyor, övemez zaten. Kendini övüyor, övülmeyi istiyor, övülmeyi seviyor. Evet, nefsi Müslüman edebilmek için, Allah nefsin tezkiyesini temizlenmesini peygamberlere vermiş, peygamberine Resulullah Efendimize(s.a.v) vermiş. Bununla beraber "size bir resul gönderdik, sizden sizin dilinizi konuşan" neden? "Allah'ın ayetlerini size okuyup açıklasın, beyan etsin." Onu anlamanız için. bunu böyle yapıyoruz bununla beraber size hikmet'i Allah'ın muradını anlatsın. Okumakla iş bitmiyor; yani mutlaka Allah'ın vahyini bir hikmet ehlinden öğrenmen
O takvâ sahipleri, bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcar, öfkelerini yutar ve insanların kusurlarını affederler. Allah da böyle iyilik ve ihsân sahiplerini sever Âl-i İmrân Sûresi 134. Ayet Tefsiri
Din