Harika bir başucu kitabı
10/10
·336 syf.··
2026 7. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 15:34
Başucunuzda size rehber olabilecek, zaman zaman sayfalarını karıştırıp soluklanabileceğiniz bir kitap. Ben kitabı okurken kendime birçok pay çıkardım. Yaşanmışlıkların, hayal kırıklıklarının, yaş süreçlerinin sonlanıp bir daha canımızı hiç acıtmayacağını kimse iddia edemez. Sadece baş etmeyi öğrenebiliriz. Yaşadığımız duyguların farkında olarak. Zaman zaman kendimize dönüp bakarak, yüzleşerek ama kendimize sarf ettiğimiz acımasız cümlelerden daima kaçınarak, iç sesimizin şefkatli olmasına dikkat ederek… En önemlisi de “En kötü hayatlarda bile farkına varmadığımız küçük küçük ama muazzam sayıda güzellikler vardır. Eğer kişi hayatı doğru değerlendirirse, dünyada, donuk gözleriyle gördüğünden çok daha fazla güzellik olduğunu fark eder.” Sahip olmadıklarına değil, sahip olduklarına bakarak; kaçırılmış fırsatlara değil değerlendirilenlere bakarak; tanışmadığın insanlara değil tanıma şansı bulduklarına bakarak; elde edemediklerine değil, elde etme şansı bulduğun arkadaşlığın/aşkın/kariyerin ve nicelerinin varlığına bakarak belki de bugünü sevebilirsin. Her zaman parlamak zorunda değil gözlerin, parladığı dönemler olduysa ne mutlu.
Neden Böyleyim? Nasıl Değişebilirim?Emre Özarslan · Mundi Yayınları · 2024469 okunma
Okurken kendimi buldum... ama bi zaman sonra kendimle ilgili böyle şeyler duymaktan sıkıldım... yarım bıraktım, bi gün tekrar okuyacağım... şimdilik rafımda kendimi anlamamı beklemesi lazım..
Ben Niye Böyleyim?Gemma Styles · Mona Kitap · 20250 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
10/10
·992 syf.··
Beğendi
·
2026 36. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 18:06
Herkesin öve öve bitiremediği kitabı ben de biraz daha övmeye geldim. Kitabı sipariş ederken bile içimde garip bir tedirginlik vardı. Ya çok sevecektim ya da büyük bir hayal kırıklığı yaşayacaktım. Felsefi, düz anlatımı olan bir kitap diye düşünüp sıkılacağıma kendimi inandırmıştım. Üstelik yazara ve kitaba dair neredeyse hiçbir fikrim yoktu… beni mazur görün. Ama kitabı elime aldığım anda bambaşka bir şeyle karşılaşacağımı anladım. Hikaye, kendi doğrularından asla vazgeçmeyen bir mimarın, Howard Roark’ın hayatını anlatıyor. Toplumun beklentilerine uymak yerine kendi çizgisinde ilerlemeyi seçen bir karakter düşünün. Herkesin “böyle yapmalısın” dediği yerde o, “ben böyleyim” diyor.. kitabın sadece mimarlıkla ilgili olduğunu zannetmeyin.. birey olmakla, özgürlükle, başkalarının onayına ihtiyaç duymadan yaşayabilmekle ilgili. Bir de Dominique var… Onunla Roark arasındaki ilişki alıştığımız aşk hikayelerine hiç benzemiyor. Dominique, Roark’ı belki de herkesten daha iyi anlayan ama aynı zamanda bu dünyada onun gibi birinin var olmasının ne kadar zor olduğunu bildiği için çelişkiler yaşayan biri.. en sevdiğim karakter oldu. Bunun dışında bir çok karakter var.. Ellsworth Toohey’den nefret ettim, Wynand’a üzüldüm, Catherine ile gurur duydum, Bay Keating’e bir çok yerde sinirlendim.. Kitabı daha nasıl abartabilirim diye düşünüyorum çünkü gerçekten anlatırken yetersiz kalıyorum gibi hissediyorum. Eğer bu yorumum sizi okumaya ikna etmezse bile, yine de bir şans verin. Şöyle düşünün.. Çok sevdiğiniz bir dizinin her gün yeni bölümü çıkıyor ve siz bir sonraki bölümü heyecanla bekliyorsunuz… İşte ben bu kitabı tam olarak böyle okudum. Sürekli bir fırsat kollayıp elime almak istedim. Kitapla geçirdiğim 8 günün bende bıraktığı his tam olarak buydu ve belki de daha fazlası.
Hayatın KaynağıAyn Rand · Pegasus Yayınları · 20213,739 okunma
9/10
·376 syf.··
2026 2. kitabı
Savaş ve Açlar Başkasının başına gelenleri neden yüreğimde daha çok hissediyorum? Bu his, kendime olan saygımın ve benlik duygumun zayıflığını mı çarpıyor yüzüme? Epeydir, doğrusunu söylemek gerekirse çokça yıldır; belki de kendimi bildim bileli başkası önce gelirdi kendi varlığımdan. Nedenini düşünmekten yoruldum, istemiyorum artık bunu düşünmeyi. Benliğime, ötekine ve ikisinin omuz vererek şekillendirdiği hayat denilen şeye yönelttiğim kavrayışımı keskin bıçaklarla kesmek, kanatmak istemiyorum artık. Çok kanadım. Böyleyim işte; ister kendime saygımın olmadığını açığa çıkarsın bu özgecilik ister merhametimin özümü delip mahvedecek büyüklükte olduğunu, irademin ise nefesime dahi kuvvet veremeyecek cılızlıkta olduğunu söylesin bana, umurumda değil artık. Dünyayı böyle görmeye eğilimliyim ve ne yaparsam yapayım bu değişmeyecek. Yaşadıkça, umut edip umuduma ihanet ettikçe öğreniyorum. Başkasına yönelmiş bu adanmışlık hali; kendi duygularıma, hislerime, korkularıma ve insana dair her türlü duygu durumuna kendini layık görmeme tehlikesini içinde barındırıyor bence. Acı, başkasının acısı olduğunda onarılmaya değer oluyor. Mutluluk, ancak başkasına yaraşıyor; sevgi, ancak ötekine yöneldiğinde anlam kazanıyor sanki. Peki ya ben? Ben, benliğim, özüm nerededir bunca hengamenin arasında? Bana layık bir sevgi, bir hikâye, bir aşk, bir hüzün, bir öfke ve bir heyecan yok mudur? Varmış. Hasan İzzettin Dinamo ile öğrendim. İnsanın hikayesi Rus yazarlar anlatınca özeldi bu zamana kadar. Yalnızca o büyük Moskof yazarlar anlatabilirdi sanki varoluşa haykırılan büyük trajedileri. Yalnızca Fransızlar destansı bir romantizm yazabilirdi hayatımızı uğruna adayabileceğimiz bir masal uğruna. Sadece İngilizler bilebilirdi nezaketi, nükteyi, büyük ama temkinli iştahları. Öyle değilmiş, savaşın
Savaş ve AçlarHasan İzzettin Dinamo · Tekin Yayınevi · 20172,205 okunma
10/10
·675 syf.··
Beğendi
·
2026 34. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 20:58
Bir kitabı okurken bu kadar aktif olduğumu, üzerine bu kadar kafa yorduğumu, deliler gibi notlar aldığımı hatırlamıyorum. Hatta size kitabı nasıl anlatacağım üzerine bile fazlasıyla düşündüm. Umarım başarabilirim. Yazarımız, yaşamımıza dair aklınıza gelebilecek hemen her konuya değinmiş: dinden siyasete, aileden iş arkadaşlarımıza, doğadan var oluş sebebimize kadar… Ama tahmin edersiniz ki, bunların hiçbiri olumlu yargılar içermiyor. Zaten kitabın adı “HUZURSUZLUĞUN KİTABI” olunca, başka ne beklenirdi ki? Üzerine çokça düşündüğüm, irdelediğim ama tam anlamlandıramadığım pek çok konuda gerçekten gözümü açtı ve bir anlamda hayatıma yön verdi. Bir insanın her şeyin bu kadar bilincinde olması sağlıklı mı? Yoksa hiçbir şeyi sorgulamadan yaşamak daha mı kolay? Bana katılır mısınız bilmiyorum ama ben şu sonuca vardım: Bernardo, her şeyin bilincinde olduğu için mutsuz ve huzursuz. Peki o zaman gerçekten cahillik mutluluk mu getirir? İnsanların arasında yaşarken bile kendini yabancı hissetmenin, ait olacak bir yer bulamamanın ve zaman zaman kendi varlığını bile sorgulamanın ne demek olduğunu tokat gibi çarpıyor yüzümüze. Kitap, isminin hakkını sonuna kadar veriyor. Okudukça huzursuz oluyorsunuz. Sanki hepimiz bir oyunun içindeyiz, bize roller biçilmiş ve biz de o rolleri en iyi şekilde oynamaya çalışıyoruz. Bize ait olmayan ama sebepsizce kabullendiğimiz kurallardan ibaret hayatlar yaşıyoruz. Pessoa gerçekleri yüzünüze vurdukça sıkılacaksınız. İnkâr etmek isteyeceksiniz. Ama en sonunda “ben de böyleyim” demeye kendinizi ikna olmuş bulacaksınız (benim gibi). Hani herkes uyur, sen tek başına kalırsın ve sebepsiz yere bir şeyleri sorgulamaya başlarsın ya… İşte bu kitap tam olarak o anların kitabı. Belki de bu yüzden kitabın büyük bir kısmını gece yarısından sonra
Huzursuzluğun KitabıFernando Pessoa · Can Yayınları · 202514,6bin okunma
Ben yazayım da nasılsa okunur kitabı
6/10
·168 syf.··
2026 16. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 00:00
Pek çok okur gibi Miras kitabını ayıla bayıla okuyup, ardından Annem Öldü mü ile güzel ama bir Miras değil dediğim Norveçli yazardan okuduğum 3.kitap. Hikaye kullanmadığı eşyaları bodruma kaldırırken - bizde olsa eskiciye ya da ihtiyaç sahibine verilirdi - eski günlüğünü bulan orta yaş krizli bir kadın karakter ile başlıyor. Yine bizde olsa o günlük çoktan başkaları tarafından okunmuş mangalda çıra besleyici olmuştu. Kadın günlüğü okuyor o zamanki kendinden ne kadar farklı olduğunu fark ediyor, bir de tabi aynı zamanlarda intihar eden bir iş arkadaşı da var o da tuz biberi oluyor bu farkındalığın. Sonrasında işte rahat batan İskandinav ülkesi vatandaşı sorunsalları; varoluşsal sancılar, ben neden mutsuzum, ben neden normal insanlar gibi değilim, "hakiki" ne demek ... Kendisini ve etrafındaki insanlarla ilişkisini sorgulamaya başlıyor, kız kardeşi ile uyumlanamıyor, sevgilisine sevgisini gösteremiyor ben neden böyleyim neden neden neden!! youtube.com/shorts/rk-RgIIc... . Teselli olacaksa bu kitapta anasına babasına daha az sallamış :) Yazarın genel olarak bir "anne problemi" olduğunu da düşünüyorum bu kitapta da annesi ile ilişkisinde sorunlar vardı. Annem Öldü mü ile benzeşen yerler vardı, annesi kız kardeşi ile daha iyi anlaşıyor bizimki yine kendisini yetersiz, az sevilen hissediyor ama annesi pek farkında değil tarzda örüntüler vardı. Sonuç olarak wattpat kitaplarından hallice söylemine katılmasam da okura geçmiyor duygular, ne anlatmak istediğini tam oturtamamış gibi sıkıcı bir hikayenin arasına serpilmiş güzel cümleler kitabı. Norveç politikaları, sendikalar vb buralarda zaten aşırı uzadı konu, bilgimin de olmadığı bir alan olduğu için iyice sıkıcı bir hal aldı. Bence okumasanız da olur ama siz bilirsiniz. :)
Norveç Edebiyatı
Postane GünlükleriVigdis Hjorth · Siren Yayınları · 20231,043 okunma