Bu adam diye düşündüm, okula gitmediği için bozulmamış. Çok şeyler yapıp çok şeyler görmüş ve çekmiş; açılmış, kalbi ilkel cesaretini kaybetmeden genişlemiş. Bizim o dallı budaklı ve çözülmez olan bütün sorunları o, hemşehrisi Büyüm İskender gibi bir kılıç vuruşuyla çözüveriyor. Onun açık vermesi zordur. Çünlü tabanlarından başına kadar, bütünüyle toprağa dayanıyor. Afrika vahşileri yılana taparlar, çünkü bütün vücutları toprağa değer ve böylece toprağın bütün sırlarını bilirler. Bu sırlara, karnı, kuyruğu, edep yeri ve başıyla varmıştır o. Biz okumuşlar, havadaki sersem kuşlar gibiyiz.
Parçalanarak tarumar olmuş hayaller, yaralanıp sakatlanmış vücutlar, kırılmış ümitler ve ışığı sönmüş nice ocaklardan teşekkül sanki cemiyetimiz. Hangi evde acı yok? Ya da kim hayatı boyunca sevdiği birini kaybetmemiş? Kaç kişi bir hayal kurup sonra da çıkan her engeli aşarak, müşküllere göğüs gererek o hayaline kavuşmuş? Bir kanadı kırık olarak yeryüzüne bırakılmış göçmen kuşlar gibiyiz. Çoğunlukla paylarımıza düşen de acılar, beklemek ve umut etmek.
...Ölür veya kalırsınız; ama bir daha geri gelmeyecek, bir ikinci kullanma şansı bulunmayacak gençliğiniz. Çanakkale'dekilerin nasılsa, tıpkı öyle, delik deşik oluyor. Gençliğin evrensel haklarını kullanamıyor, geleceğinizi kurtaracak ve sizi topluma yararlı kılacak görevlerinizi çürütüyorsunuz. Kalanlarınız, ileride üstlenecekleri sorumlulukları başaramayacak, kötü, çünkü yetişmemiş, işe yaramaz insan olacak. Çanakkale gençliğinden farkı yok sizin gençliğin. Ve size türküler yakılmayacak, "gençliğim eyvah" diye.
Ne yazık! Dünyada sadece tek bir varlığı sevmek, onu bütün kalbiyle sevmek ve karşınızda durup size bakar, cevap verir, konuşurken, sizi tanımadığını fark etmek! Sadece onun tesellisine ihtiyaç duymak ve bunu yapması gerektiğinden habersiz olan tek kişi olduğunu anlamak!