Onu sevmeyi ögrenmek için tüm dünyayı dolaşmak zorunda kaldım. Ve sonunda anladim ki ondan uzaklaştıkça, aslında ona daha çok yaklaşıyordum. Ne de olsa dünya yuvarlak degil midir?
Tarantyev dünyaya kötümser ve küçümser bir gözle bakiyor, çevresindekilere açikça kin besliyordu. Her seye ve herkese çatmaya hazirdi; sanki bir felakete ugramis, degeri bilinmemiş, talihine küsmüs güçlü bir kisiymis gibi.
Hareketleri cüretli ve kaba sabaydı. Hep yüksek sesle, çabuk çabuk, öfke ile konuşurdu. Uzaktan sesi geldigi zaman bir köprüden geçen üç boş arabanın gürültüsüne benzerdi.
Hiç kimseden sıkılmaz, hazırcevaptı; herkese, hatta dostlarına bile kaba davranirdi. Konustugu, hatta yemegini yedigi bir kimseye seref veriyormus gibi tavirlar takınırdı.
“Böyle bir insan sevilir mi, sever mi, nefret eder mi, acı çeker mi? Herhalde sever de, nefret de eder, aci da çeker; çünkü hiç kimse bunlarsiz edemez. Fakat nasil oluyor da bu adam herkesi sevmenin kolayini buluyor? Böyleleri insanlarda bir tür düsmanlik ve öç alma duygulari uyandirir. Onlara ne kötülük etseniz gene gelir size sokulurlar. Ama su da var ki, duyduklari sevgiyi sicak, soguk diye ölçmeye kalkarsak, bunlarinki hiçbir zaman ortayi asmaz. Herkesi sevdikleri için iyi insan sayilirlar; oysa kimseyi sevmezler ve kötü olmadiklari için iyidirler. Böyle bir adamin önünde bir fakire sadaka verirseniz o da verir; ama küfredin, alay edin, o da ayni seyi yapar. Ona zengin denemez; çünkü zengin degil, fa-kirdir; ama tam fakir de denemez, çünkü ondan daha fakirleri çoktur.”