b

9/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2026 27. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 18 Nisan 2026 22:14
Kitabın içeriğine geçmeden önce isminden başlamak istiyorum. Naçizane kitabın en dikkat çekici yönlerinden biri ismi. Yazar, zamanın bir kokusu olduğunu ve modern insanın bu kokuyu kaybettiğine dair tespitlerle kitabın özünü ortaya koyuyor. Zamanı diğer maddesel kavramlarla değil de neden kokuyla bağdaştırdığını uzun uzun düşündüm, belki de başka şeyler düşünmemek için kendime bir uğraş bulmalıydım:) Yine de düşünmekten kaçtığı şeyden gerçekten uzaklaşabilir mi insan? Düşünmemeye çalışırken bile o şeyi düşünmüyor mu, hatta ilk halinden de çok. Konuyu dağıtmadan devam edelim. Ses ve görüntüyü baz alarak da zamanı tanımlama yoluna gidebilirdi yazar ama kokunun diğerlerine göre başkaca özellikleri bulunması hasebiyle seçtiği kanaatindeyim. Koku, bulunduğu mekana nüfuz eder uzunca bir süre etkisi devam eder. Bununla da kalmayıp beyinde koku hafızası denen bölgede anılarla anlam bütünlüğü oluşturarak diğer duyulardan ayrı bir yere konumlanır. Yazara göre zamanın bir anlatısı, hikayesi olması gerekir; bu bağlamda ‘koku’ bunu en iyi karşılayan kavramdır. Nihayetinde zamanın bir kokusu olması ona bir geçmiş ve gelecek sunar. Kokusuz zaman ise sadece ‘şimdi’den ibaret hatıra bırakmayan bu yüzden de çabuk unutulan uçucu bir zamandır. Yazara göre içinde bulunduğumuz zaman bir hikaye anlatmıyor, aksine sadece sayılan ve birbirini izleyen boş anlar yığını olarak karşımıza çıkıyor. Kitap boyunca zamanın birbirini anlamsızca izleyen sayılardan ibaret olmadığını; insanın içinde duraksayabileceği, anlam bulabileceği ve ruhsal bir derinlik yakalayabileceği bir yaşam alanı olduğunu savunur. Zamanın kokusunu yeniden duyabilmenin de derin bir bakışa ve tefekküre bağlı olduğunu dile getirir, sürekli hareket halinde olan ve kendini tüketen insanın da bununla anlamlı hale geleceği
Zamanın KokusuByung-Chul Han · Metis Yayınları · 20181,381 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
8/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2025 163. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 16 Aralık 2025 17:18
Yazar transhümanizmi “seküler bir din” olarak nitelendiriyor. Transhümanizm sadece teknolojik bir ilerleme olarak değil, insanın varoluşsal bir “insansızlaşma” projesidir, cümlesiyle de konuyu özetliyor. Kitabı bitirdiğimde zihnimde şöyle bir tasavvur oluştu: Dünyada cenneti yaşamak gayesi bulunan insanların (özellikle “Batı düşünesinde olanlar” diye parantez açmak istiyorum) özlümsüzlüğün olmayışını kabullenişi üzerine yaşlanmayı durdurma isteği ve ömür uzatma merkezli bir “üst insan” oluşturma çabası. Son yıllarda bu durum iyice hız kazansa da aslında temelleri uzun zaman önce atılmıştı(1920li yıllar). Aşama aşama arşınlanan yolun şimdilerde tam olarak karşılık bulduğunu söylemek pek de doğru olmaz ama eli kulağında. Elon Musk’ın 2024 yılında ilk denemelerine başladığı “Neuralink” isimli projesi buna örnektir. Projeye göre felçli bir hastanın beynine yerleştirilen çip sayesinde kişinin sinirsel aktivitesi yorumlanarak düşünceleri metne dönüştürülebilir. Bunun zamanla demans, parkinson, işitme eksikliği gibi hastalıklar için hayatı kolaylaştırıcı bir etken haline gelmesi bekleniyor. Üstelik sadece hastalarda değil normal insanlar için de vazgeçilmez bir unsur haline geleceği düşünülüyor. Normal insanlarda beyin-bilgisayar arayüzü ve yapay zekanın entegrasyonu sayesinde hafızanın, hızın ve zekanın arttırılması hedefleniyor. Biyoteknoloji alanında da seçilmiş genler sayesinde hastalık genlerinin ortadan kaldırılılması ve fiziksel anlamda da üst insan modeli oluşturulmaya çalışılıyor. Bütün bunlar Tanrı’ya ihtiyaç duymayan ve bizatihi kendinin yaratacısı konumuna geçmiş, fiziksel ve zihinsel sınırlarını aşmış transhümanlar oluşturma çabasıdır. Batı düşüncesinde sınır yoktur, haz merkezli bir yaşam oluşturulmaya çalışılır. “Ölümsüzlüğü ortadan kaldıramıyorsak yeryüzünü
Transhümanizm - İnsansız DünyaAhmet Dağ · Ketebe Yayınları · 2020178 okunma
9/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2025 1. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 12 Eylül 2025 21:18
Şöyle yazmıştım bir zamanlar: “Eğer Gazzâli lisede dersime giren bir hoca olsaydı onu çok severdim. Muhtemel ki anlayamazdım anlattıklarını, uzak gelirdi. Ama ruhumda bir yerlere değdiğini hissederdim. Yıllar geçerdi, ben onu anlamaya başladığımda çoktan hayatımdan çıkmış olurdu. Hep böyle olmaz mıydı zaten? Ve zihnimde Gazzâli’nin ölümünü önceden hissetmesi hadisesi beliriyor. Belki de diyorum; ölmeden evvel ölümü tatmış olmasındandır bütün mevzu.” Bu kitabı da alelade bir vakitte rastgele girdiğim bir kitapçıdan aldım ve aynı gün ikindi namazını kılmak için girdiğim bir camide başladım. Bir anda, planlanmamış bir kitaba başlamak tıpkı uzun zamandır görüşmediğin bir arkadaşınla denk gelip birkaç saatliğine dünyanın en iyi vakitlerinden birini yaşamak gibi. Gelelim kitabın içeriğine; bundan yaklaşık 4 yıl evvel( belki 5 emin değilim:) zihnimde çok keskin soruların belirip beni dünyanın en karamsar insanı haline getirişine şahit olmuştum. Bu soruların detaylarına girmeyeceğim ama kitabı okurken sıkça hatırladım o zamanları. Şimdiki hâlim ile o vakitler yaşadığım ruh hâlim arasındaki uçuruma bir köprü gibi oldu kitap. Üzerinde gidip geldim sanki, ben yürüdükçe köprünün uzağında başka yollar belirdi. Zihnimin bulanık sularına, temiz bir kaynaktan sular aktı. Günün birinde tamamen berraklaşıp kendi yollarını bulurlar mı bilmiyorum. Neticede zaman zaman buna yaklaştığımı hissetmek bile çok şey. İmanın derin sularını az da olsa anlayabilmek adına çok güzel bir eser. Tamamıyla anlamak mümkün olmadı benim için. Zaman zaman duraklayıp üzerine düşünmem gerekti ama bunun kötü bir yanı olmadığını düşünüyorum. Zira bu biraz da benim eksikliğimden kaynaklı. O yüzden okurken karşılaşacağınız afallamalar normal:) Okuyacak olan herkese iyi okumalar diliyorum. Güzel bir inceleme oldu mu
Neden İman Ederiz?İmam Gazali · Sufi Kitap · 2025100 okunma