Şüphesiz serap bile hakikatin şahididir. Su olmasaydı suyun serabı da olmayacaktı. Çölde susuzluktan dudakları çatlayan insanın duyuları bir aceleyle suya kavuşulmadan gölgelerden ve hayallerden akıttığı pınarı, aldanmaya hazır bir hale gelmiş gözlere su gibi gösterir. Bu suyun pırıltılı hayaliyle insan ufuklardan ufuklara koşar, fakat bir türlü o suya erişemez.
…bilinçli veya bilinçsiz verilmiş kararlarımın sonucunda, şimdi bir yerde bulunuyordum ve orada bulunmaklığımın sorumluluğunu da bir başıma üstlenmem gerektiğini hissediyordum.
Bir kere daha gene aynı kör nokta: arkada bıraktığım yer mi yuvamdı benim, önümdeki menzil mi?
Üstelik altımızdan akan kara yollarının beyaz şeritleri bir yumak oluşturarak mı, yoksa bir yumağı çözerek mi yol alıyordu? Yani biz, ileriye doğru bir yol mu alıyoruz, yoksa alınmış bir yolu geriye doğru mu tüketiyoruz; ilerliyor muyuz, yoksa tersiniyor muyuz? Yumak sarılıyor mu, çözülüyor mu? Başka bir deyişle ipin hangi ucuna doğru ilerliyoruz? Başlangıç noktamız nere, bitiş noktamız nere? Elbette... bir mesafe kat ettiğimiz söyleyebilmemiz için başlangıç ve bitiş noktalarımızın nerde bulunduğunu da bilmemiz gerekiyor.