3 Mart, sadece takvimden koparılan bir yaprak değildi. Altı ruhun diri diri gömüldüğü bir mezar taşıydı. Raven Romanov, ismini ve aşkın bembeyaz bir odada bırakıp, Viran Kül adında bir ölüm makinesine dönüşürken Sanaç Valacan, kazandığı şampiyonluk kupasının gölgesinde, hayatından ve kalbinden silinen kadının yokluğuyla ilk kez gerçek mağlubiyeti tattı. Yasmin Yakut, kardeşini kurtarmak uğruna ruhunu KALE'ye satıp, sevdiği adamın katili olmayı göze alarak yabancı bir ülkede kimliğini feda etti. Serdal Alpan Qarayev, ringdeki zaferinin bedelini evindeki kan gölünde, karısının ve oğlunun soğumuş bedenlerine sarılarak ödedi. Hisar Alatav, beyaz gelinliğiyle toprağın altına, zihni mühürlenmiş bir günahkâr olarak terk edilirken Dante D. Vladin, alevler içindeki Vivaldi'de en yakın dostunu enkaz altında bırakmanın ve Direniş'ini kaybetmenin ağırlığıyla, kendi kimliğini o yangında kül etti.
Her biri kendi cehenneminde, kendi parçalarını 3 Mart'ın karanlığına kurban vermişti.
Zaman, ölümü gösteriyordu. 3 Mart, herkesi bir parçasıyla beraber toprağın altına gömdü. Sessizlik şehri kapladı. Ta ki saatler 21.21'i gösterene kadar. Tüm ekranlar karardığında frekanslar karıştı. O derin, otoriter ses tüm dünyanın kulaklarında çınladı.
"Bana Bronz derler..."