Siri Hustvedt’i Sevdiklerim’le ilk kez okudum ve inanılmaz sevdim. Kitabın konusu, başlı başına Sanatın her tonu içinde barındırdığı düşülünce, sevmemem tuhaf kaçardı. Hikaye, 1975’te sanat tarihçisi Leo Hertzberg, New York’un tanınmış sanat galerilerinde birinden tanınmamış bir ressam olan Bill Wechesler’in eserini satın alıp, onunla tanışması sonrasında, ikisinin yaşam boyu sürecek dostlukları, aileleri, kızgınlıkları ve yaşama uğraşları ele alınıyor. Hustvedt, aslında karakterlere dönemin New York’unda entelektüel meslekler vererek, toplumsal, psikolojik ve sanat tarihini ele alıyor. Violet’in kadınlar üzerindeki psikolojik sorunları çözümleyici saptamaları, Erica’nın toplumsal olaylara bakışını yansıtan argümanları, Bill’in ressam olarak düşünceleri ve Leo’nun sanat tarihi ile ilgili çıkarımları; Goya, Bruegel, John William Waterhouse, Andy Warhol, Hans Holbein, George Crosz, Cimabue, Pontotmo ve Jean Simone Chardin’in eserleri üzerine...
⠀
Hikayede, sevmediğim tek kısım, Mark adlı çocuk oldu. Sanırım, hikayenin çok daha sanatsal ilerleyecek iken, bir anda dedektifvari yöne kayışı -sonlara doğru- için karakteri sorumlu tuttum. Şöyle bir bilgi de vereyim. Kitap, yazarın eşi ünlü Amerikalı yazar Paul Auster’in, çiftinin hakkında olaylarla paralel ilerlemesi, onu ilginç kılan unsurlardan. Ve unutmadan, final o kadar güzel, sıradan ve gündelik hayat eleştirisine göre yazılmış ki, okuduğum en iyi kitap finallerinden birine adını yazdırdı. Ayrıca, bu kitap:
#ölmedenönceokunacak1001kitap seçkisinden!