Sezer Öztürk

Sezer Öztürk
@bsezerozturk
Türkolog Cumhuriyet Üniversitesi, Yeni Türk Edebiyatı, Master
Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni
Sivas
37 okur puanı
Temmuz 2024 tarihinde katıldı
Rübab-ı Şikeste
Puan vermedi
Eserden bahsetmeden önce kısaca Tevfik Fikret’in hayatından söz ederek başlamak istiyorum. 24 Aralık 1867’de İstanbul’da doğan Fikret’in asıl adı Mehmed Tevfik’tir. Küçük yaşta annesini kaybeden Fikret’in gençliği büyükannesinin yanında geçti. Öğrencilik yıllarında disiplini, çalışkanlığı ve kişiliğiyle hocalarının dikkatini çekerken bir yandan da mektep arkadaşlarının sevgisini kazandı. Galatasaray’da devrin tanınmış hocalarından Muallim Feyzi, Recâizâde Mahmud Ekrem ve Muallim Nâci’den ders gördü. Edebiyata, şiire ilgisi de bu yıllarda başladı. Muallim Naci aracılığıyla ilk şiirlerini Tercümân-ı Hakîkat’ta yayımlandı. Recâizâde Mahmud Ekrem öğrencisi Ahmet İhsan Tokgöz’e yayımlamakta olduğu “Servet-i Fünûn” dergisine Tevfik Fikret’i yazı işleri müdürü olarak almasını istiyor ve yazı işleri müdürü olarak çalışmaya başlıyor. Daha sonra Tevfik Fikret Ahmet İhsan ile anlaşamayarak dergiden ayrılıyor. Bu konuya Ahmet İhsan hatıralarında dile getiriyor. . İlk şiirlerinden 1900’e kadar sanat için sanat anlayışı ile yazmıştır. 1900’den sonra ise toplumsal temayı şiirlerinde görüyoruz. Dili son derece ağırdır. Şiirlerini anlamak için Osmanlı Türkçesi ile aranızın iyi olması ve çokça sözlük karıştırmanız gerekmektedir. Kitapta aynı sayfa içerisinde hem Arap harfleriyle hem de latinize edilmiş şekilde şiirler mevcut ve kelimelerin günümüz Türkçesine çevrilmiş halleri var ancak buna rağmen anlaşılması pek hayli güç. Annesini genç yaşta kaybetmiş olması onun şiirlerine de yansımıştır. Şiirlerinde sürekli çocuk, kadın ve anne imajını görüyoruz. Elbette aşk teması da var ancak kadın imajı çoğunlukla anne olarak karşımıza çıkıyor. Bunun sebebini de Tevfik Fikret’in bilinçaltındaki anne yokluğuna götürebiliriz. Her ne kadar anlaşılması zor da olsa size çok şey katacak bir kitap
Edebiyat
Rübab-ı ŞikesteTevfik Fikret · Akçağ Yayınları · 2017855 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi
Cengiz Dağcı 1919 doğumlu Kırım Tatarı bir yazardır. Eserlerine bir milletin yok edilişini sığdırmıştır. Her bir eseri başlı başına ele alındığında karşımıza Kırım Türklerinin adım adım uğradığı soykırımı anlatılır. II. Dünya savaşının getirdiği felaketlerde okuyucuya tanıtılmaya çalışılır. Almanların yaptığı katliamlar, esir kampları, Türkistan lejyonları ve çaresiz Türk halklarının trajedisi görülür. Türkiye’de bile henüz tam anlamıyla incelenmemiş Türkistan lejyonları hakkında yazarımızın eserlerinde; tarihsel ve yaşanmış gerçekle bağlantılı onlarca örnek okuruz. Türkiye’ye hiç gelmemesine rağmen eserlerini Türkiye Türkçesi ile yazmıştır. Türkçesini daha estetik bulmaktadır. Cengiz Dağcı eserleriyle o dönem Kırım’ın sesi olmuştur. Korkunç Yıllar, Cengiz Dağcı’nın yaşamından büyük izler taşıyan romanıdır. “Yurdunu Kaybeden Adam” bu romanın devamı mahiyetindedir. Konusuna gelecek olursak, Rusya devlet politikası haline getirdiği Kırım baskılarını arttırarak devam ettirir. Ruslar Türklerin can ve mal güvenliğini hiçe saymakta ve ibadet yerlerini yıkıp dökmektedir. Bölgede Kırım kültür ve milliyetçiliğine baskılar nedeniyle yer yoktur. Aileler çocuklarını Türk milliyetçisi olarak yetiştirmektedir. Sadık Turan’ın en iyi arkadaşı ise Süleyman’dır ve ikili beraber tıp eğitimi almaya karar verir. Okulları bitmeden II. Dünya Savaşı başlar ve iki yakın arkadaş Sovyet Ordusu'na asker olarak gitmek zorunda kalır. Orduda başından geçen olaylar ve bir aşk macerası anlatılır. Anlatım son derece akıcı ve keyiflidir. Okuyacaklara keyifli okumalar…
Edebiyat
Korkunç YıllarCengiz Dağcı · Ötüken Neşriyat · 20192,789 okunma
Puan vermedi
İlk psikolojik romanımız Eylül, 1900 yılında Servet-i Fünûn dergisinde yayımlanmaya başlamış, 1901’de ise kitaplaşmıştır. Romanda Servet-i Fünûn dönemi romanlarında sıklıkla gördüğümüz üçlü aşkı görüyoruz. Süreyya, Suat ve Necip arasındaki aşk üçgenini ve yasak bir aşkı konu alıyor. Olaylar romanın başında yavaş ilerliyor romanın sonlarına doğru hızlandığını görüyoruz. Kişilerin ruh halleri uzun betimlemeler ile başarılı bir şekilde veriliyor. Sürekli olarak değişen kahramanların iç dünyasını yazar başarılı bir şekilde yansıtıyor. Eserin yayımlanmasının ardından hakkında pek çok övgü yazısı yazılan Mehmet Rauf ve eseri için – Eylül romanını da ithaf ettiği ve “üstadım” dediği- Halit Ziya Uşaklıgil de şu satırları kaleme alıyor: "Mehmet Rauf bir iki romanıyla, birkaç öyküsüyle, tek tük “mensur şiirler”iyle Edebiyat-ı Cedide’nin en çok dikkati çeken ve bunun için de en çok saldırıya uğrayan elemanıydı. Onun duygularında öyle derin ve ince şeyler vardı ki her eserin üst zarında dolaşan ve sözden, cümleden daha iç katlara inebilmek gücünden yoksun düşünceler, kendisinin biraz karışık cümlelerinde takılıp kalırlar ve bu yeni, yeni olduğu kadar garip dilin altında ne olabileceğini merak etmezlerdi. Oyna onun ta illk denemelerinden başlayarak bütün yazdıklarının arasından Eylül yazarının belirmeye başlayan sanatı görülüyordu. Bunu aramızda görmekten uzak kalmadık, öyle ki Eylül romanı yayınlanınca sadece hayran olduk. " Mehmet Rauf bu eserini Halit Ziya Uşaklıgil’e “İlk eserim son üstadıma” ifadesiyle ithaf etmiştir. Okuduktan sonra pişman olmayacağınız bir eserdir, herkese keyifli okumalar.
Edebiyat
EylülMehmet Rauf · Beyaz Balina Yayınları · 200550,1bin okunma
Spoiler İçerir!
Puan vermedi
Aşk-ı Memnu, 1898-1900 yılları arasında Servet-i Fünûn dergisinde tefrika edildikten sonra 1901’de kitaplaştırılmıştır. Halit Ziya’nın en tanınan ve ününü yaptığı eseri olmuştur. Firdevs Hanım, "Melih Bey takımı" diye adlandırılan bir ailedendir. Yaptığı evlilikten Peyker ve Bihter adlı iki kızı olmuştur. Kızları Firdevs Hanım'ı pek sevmez. Firdevs Hanım da kızlarından nefret etmektedir. Çünkü ona göre kızları onun gençliğini çalmıştır. Firdevs Hanım'ın kızları zamanla büyür ve Peyker evlenir. Firdevs Hanım ve kızları güzel görünmeye çok önem verirler, çok zarif giyinirler. Adnan Bey Bihter’i ister. Firdevs Hanım bu evliliğe başta karşı çıkar ancak daha sonra kabul etmek zorunda kalır. Bihter iki yıl içinde evliliğinden sıkılır. Çünkü Adnan Bey ile aralarındaki yaş farkı büyüktür ve Bihter ona âşık olmadığını hissetmektedir. Zamanla Behlül ile aralarında yasak bir ilişki başlar. Behlül Adnan Bey’in yeğenidir ve onlarla aynı evde kalmaktadır. Bihter gece herkes uyuduktan sonra Behlül'ün odasına girmektedir.Sabaha kadar ilişki yaşarlar. Nihal zamanla Bihter’den nefret etmeye başlar: Bihter'in Nihal ve Bülent'in odalarını ayırması, Nihal'e göre affedilemez bir harekettir. Bihter trajik bir hata işliyor, eşini aldatıyor. Fakat bu hatayı yazar soya çekimine yükleyip natüralizme bağlıyor. Natüralizme göre “ Kişi soya çekim çevrenin bir ürünüdür.” Bihter işlediği suçtan sorumlu değildir, kendi iradesi dışında işlenmiş bir suçtur. Roman Bihter’in annesinin kızı olmama romanıdır. Fakat Bihter annesinin kızı olduğu gerçeğini kabul ediyor. Yazar yasak bir aşkın sonunun iyi olmayacağı mesajını veriyor.
Edebiyat
Aşk-ı MemnuHalid Ziya Uşaklıgil · Kapra Yayıncılık · 202122,9bin okunma
Karabibik İlk köy romanı mıdır?
Puan vermedi
Öncelikle yanlış bilinen bir bilgiyi düzelterek başlayalım. Karabibik, Türk Edebiyatı'nın ilk köy romanı olarak gösterilir. Ancak bu değerlendirme doğru değildir. Gerek hacmi gerekse yapısı göz önüne alındığında “uzun hikâye” olduğunu söylemek gerekir. Bu bağlamda Karabibik’in ilk köy romanı yerine ilk köy hikâyesi olarak anılması daha doğru olacaktır. Varlığından haberdar olmadığımız pek çok eserin daha bulunması muhtemel olduğu için “ilk köy romanımız budur” diye kesin bir yargı koymak doğru değildir. Paşa Bey-zade Ömer Ali Bey'in 1889'da basılan Türkmen Kızı romanını ilk köy romanımız olarak kabul eden araştırmacılar vardır. Sade bir dil ve üslupla yazılan Karabibik’in en önemli özelliklerinden biri de kişilerin konuşmalarında dikkat çekici bir şekilde görülen mahallî (yöresel) kelime ve ifadelerdir. Öyle ki eserin baş kısmında bu kelimelerin anlaşılabilmesi için küçük bir lügat bile konulmuştur. Olay örgüsüne gelirsek oldukça basit bir olay örgüsü vardır. Antalya’nın Kaş ilçesine bağlı Beymelik Köyü’nde kızı Huri’yle yoksul bir yaşam süren ve tek hayali bir çift öküz almak ve kızı Huri’yi evlendirmek olan Karabibik’in yaşam mücadelesini köy gerçekliği ekseninde anlatan eser, Anadolu köylüsünün zorlu hayat şartlarını yansıtmaktadır. Karabibik, “realizmin bütün özellikleri bulundurularak yazılmış olup, Türk Edebiyatında bu akımın başarılı bir örneğidir. Çok akıcı olmamakla birlikte tek solukta bitirilebilecek bir hacme sahiptir. Keyifli okumalar diliyorum.
Edebiyat
KarabibikNabizade Nazım · Kitapzamanı Yayınları · 201011,9bin okunma