Başlığını kafasına geçirmiş kapının eşiğinde bekliyordu. Önünden koşarak geçen arkadaşlarını gördü. Hızları rüzgar gibi yüzüne çarptı. Arkadaşları dediysem de aynı sakin sokağı paylaşan sakinler. Onlar sakin değildi, başlıklıydi sakin olan. Aslında o da sakin sayılmazdı, ama dışarıdan öyle görünürdü. İçindeki koşan çocuğa kendi bile şaşırıyordu.
Yüzünü yalayan rüzgarı diliyle yaladı. Canı şeker istedi, dudağının kenarı tuzluydu aslında, yediği ekmeği hatırladı. Sıcak sıcak yemişti ohh oturmuştu midesine. Sade ekmek yemeyeli çok uzun zaman olmuştu. Annesi izin vermezdi, illa birşey tikistiracak arasına peynir, domates, zeytin. Annesinin ölmesi bazen iyi oluyordu. İstediğini istediği zaman yemek! Babası odasından çıkmaz olmuştu. Bu kasvetli ev, çocuğun mezarı olmak için bekliyor gibiydi.
Hala esikteydi. Baktı sağa sola koşturan çocuklar görünmüyordu artık, sokak sakinligine geri dönmüştü. Ayakkabılarını bağlamadigini farketti. "Annem olsaydı bağlamadan yollamazdi beni" diye bi an geçti aklından
Çantası ağırdı, doldurmuştu tüm ders kitaplarını, o günkü derslere göre kitaplarını ayıracak vakti yoktu. Annesi olsa " taş gibi çantayla nereye oğlum? "derdi. Ya ogrenecekti yuklenmemeyi ya da iki büklüm gidecekti. Sevimli yüzüne dokunacak bir el istedi o an. Yanağına yumuşak öpücük konduracak bir anne. O yaşlarda "neden" sorusunu çok sorarlar çocuklar ama o "neden benim annem" diye sormadı.
Çıktı dışarı, koşmaya başladı delice. Koştukça sırtındaki çanta zıplıyordu aşağı yukarı. Mavi çantası yeni alınmış olmasına rağmen dikişleri açılmış, siyah ayakkabıları, beyaz coraplari, çıta gibi bacakları, sert olmayı öğrenecek sımsıkı elleri, çelimsiz gövdesi, alnına düşen kahkulleri, beyaz tenli çilli çocuk. Koşmaya devam etti, nefes nefese..Koştu koştu. Okulu geçti koşmaya devam etti