BAŞAK

BAŞAK
Kalemi kaldırmadan altı dakika yaz babam yaz. Belki bir sonuca varir yazdığın ha babam ha, deh babam deh. Kaktir, ittir, sür, cekistir, tirmala, kanirt yok gitmiyor da gitmiyor. Dolandir, bağla, çek, geçir, merdiven daya, başkasından yardim iste cık olmuyor. "Sevdaaa" diye bağir. Sevda gelir, göz süzer, saçını savurur, olmadı. "Hoop birader sen gel" diye seslen, birader gelir, bakar sağına, bakar soluna, parmağını koyar sakağina yok babam yok. Hazır kıta bekleyen yaşlı bir amca uzaktan kesiyordur ellerini belinde kavuşturmuş, bej pantalonlu, rengi atmış siyah v yaka kazak onun içine ekoseli gömlek, üzerinde ekoseli ceket, ayakkabısı siyah temiz, bıyıklı, orta boylu amca "ha" dedi "kızım ne ugrasirsin bırak beyin gelsin o el atsın" dik dik baktım amcaya "ben hallederim amca" Halledemezsem de bırakırım yazmayı. Bırakırım ne var yani? Yazmam lazım, yok yazmayacağım. Yaz kızım, maktule Başak...
Hayat
Reklam

BAŞAK

, bir kitap okudu
7/10
·250 syf.·
Beğendi
·
2021 3. kitabı
Hermann Hesse
8.1/10 · 2.043 okunma
Lale Müldür
boynumda yağmurdan bir kolye... ıslak taşlara oturuyorum bugünlerde... bir siyam kedisi ve ben... pek çok şeyi geriye doğru unutuyoruz... eski rus bir sevgilim vardı... başka birisini göze alamam bugünlerde... öykü safir aynalı bir salonda geçiyordu... herşey önce çok güzel başlıyordu... sen, gözünde siyah bir bant, beni dansa kaldırıyordun... ben seni portekizli bir korsan sanıyordum... sonra ortaya çıkıyordu eski bir rus soylusu olduğun... yelkenbezi fularını çıkarıp... bir reverans yapıyordun... odadan yavaş yavaş herkes, soylu soysuz herkes çıkıyordu... ikimiz bir de kediler kalıyordu... hava alamıyorduk... kapıları mühürlüyorlardı... eskil bir aşk öyküsünün içinde kalıyorduk... biz seni portekizli bir korsan sanıyorduk... bir siyam kedisi ve ben...
Şiir
48 plakalı kırmızı arabamız
İçimde hep bir şüphe. Derin bir nefes aldı annem tek baışan oturduğu turuncu berjalinde. Baktı. Tekrar çocukluk anılarına dönmek istedi. Hep oynattığı filmi tekrar başa sarıp kare kare incelemek, analiz etmek üzere. Kahve yapmıştı kendin, şimdi tüm boyutuyla bakmak için kendine armağan vermek için. Kahvesinden bir yudum aldı. Pencerieinden görünen deniz manzarasına baktı. Yavaş yavaş giden gemiler gibi döndü 7 yaşına. Güle oynaya evden çıkışını hatırladı. Evin mutafaından annesinin yaptığı yemeğin kokosu sarmıştı; soğan ve kıyma kokusu. ‘Anne ben çıkıyorum’ dediğini, Annesi mutfak kasıpından başını çıkarıp g’güle güle kızım’ deyip öpücük atmıştı. Annesinin böyle neşeli hallerini öyle seviyordu ki, gidip sarılmak istedi ama ayakkabılarını çoktan giymişti, çıkarmaya üşendi. Babası kapının önündeki arabada bekliyordu. 48 plaka olunca ne oluyor yani? Kırmızı arabamızın plakasaı buydu ben çok sevmiştim babam da bu yüzden almıştı ben sevdim diye. Canım babam. Belki de alacaktı da benim sevmemi de mazeret gösterdi. Babamı arabada hem kırmızı hem de 48 plakalı arabamızda görünce her seferinde yürğeimi mutluluk dolardı. Sırtıma okul çantamla babaa, arabamıza koştum. Merdivenleri ikşer ikişer inerek. Babamın en sevdiği türkü çalışordu radyoda “burası da asfalt değil halilim aman bitez yalısı” Kendi kendine mırıdanırken içeri girdim attım yannıdaki koltuğa. Açtım radyonun sesini, babam bana güldü. Ve daha sesli söylemeye başladı. Ben de babamı izliyordum. Okul yolulmun hep böyle olması bile çoğunluk böyle hatırlamayı çok isterdim. Ahhem gemileri izlerken kahvesini soğutmamak telaşıyla tepesine dikt.i Hep böyle yaparıd ilk sıcak yudumdan sonra soğumuş kahve fincasın tepesine dikerdi. Evde yemek pişmiş, temizlik yapılmış, çocuk ve eş işe okula gönderilmişti. Komşumuz Leyla
Ah İnsanlar
Mercimek
Mesela diyorum ki uzaya mi çıksak yoksa şık bir restaurantta yemek mi yesek? Ben yengec yerim, ayıklamak sana kalmış. Kendi tabagina alırsın yengeci, kolun uzanmaz masanın ortasına. Carparsin da kadehler filan düşer sonra. Yengeç yedikten sonra birer tatlı alalım, renau de Paris olsun adı. Devcileyin tabağın ortasında iki tane Kemalpaşa tatlısı, üzerine de tahin şeridi ciziktirmis olsun baş aşçı. Sahi tatlıları bas asci mi yapıyor? Bence yapmaz o etle uğraşır. Yan aşçılar yapiyordur. Evet evet yan aşçılar. Biri ordövr yapıyordur, biri çorba pisiyordur-süzme mercimek. Bence 2. Sınıf lokantada güzel olur süzme mercimek. Bol limon, bol pulbiber, ohh icini ısıtır insanın. Bir de gece soğuğundan çıkıp da girmissek! lokantaya. Tüm gözler çevrilir sana süzülürsün kapıda , süzme mercimekten önce. Sonra suzdure suzdure oturtulursun beyaz sandalyeye. Hep aynı koku var lokantalarda. Bildim. Limon kokusu yok yok sarımsak.
Hayat
Reklam