"Gökyüzü öyle yıldızlı,öyle berraktı ki,onu gören kendine sormadan edemezdi: Nasıl oluyor da böyle bir göğün altında türlü türlü suratsız,kaprisli insan yaşayabiliyor?" Hikaye söyle bir cümleyle başlıyor ve insanı derinden sorgulatıyor. Düşünüyorum da her şey değişiyor fakat dünyanın neresinde olursanız olun hisler aynıdır,değişmez. Tıpkı yazarın bu cümlesine herkesin hak vermesi gibi.
Elimizde hayalperest bir erkek karakter var. Umut dolu,iyi niyetli fakat her iyi niyetli gibi bahtsız bir karakter ki kadın karakterimiz Nastyenka tarafından hayal kırıklığına uğratılıyor. Evet yaptığı acımasızlık ve belki de ihanet çünkü acısını bastırmak için başka birini kullanan bir karakter yine de erkek karakterin bunları bile bile aşık olduğunu da göz ardı edemeyiz.
"Tanrım! Bir anlık mutluluk! Koskoca bir ömürde az şey mi?" Çok şey anlatan bir cümle de önemli olan anlamak çünkü o kadar elindekiyle yetinmeyi bilmeyen insanlar haline geldik ki kaybettiklerimizi suçunu hep başkalarında aradık, kendimizde değil.
Kitap hakkındaki incelemelere baktığımda neredeyse herkesin sadece beyaz geceler hakkında yorum yaptığını gördüm. Diğer hikayeler yokmuş gibi. Linçlenmeyeceksem genel olarak hikayeleri beğendiğim söylenemez. Okuduğum her sayfada "Bunlar ne yaşıyor ya? Ben ne okuyorum şu an?" Demekten kendimi alamadım maalesef. Yani sorun ya bende ya başkalarında anlamadım pek. Belki yazarın kalemini anlamak için daha fazla kitabını okumalıyım,bilemiyorum.