"Sen benim ölmemi istemiyorsun ki. Sen; benim, senin kızın olmamı istiyorsun. Başarama-dıkça deli oluyorsun. Çünkü her şeyi elde ettin baba. Ne istediysen birer birer aldın. Bir bende kazanamadın. Ben senin bu hayatta kaybettiğin tek savaşım. Sen buna deli oluyorsun. Beni sevdiğin için mi senelerce çabaladın sanıyorsun? Sen kendinden başkasını sevebilir misin baba?"
1000Kitap
Uzunca bir hidayet öyküsü…
Eşim ilk evladımızı doğurduğunda daha 30’uma gelmemiştim. Hala o geceyi hatırlarım. Bütün geceyi arkadaşlarımla geçirmiştim. O gece, gereksiz konuşmaların olduğu ve arkadaşlarımı güldürmek için çeşitli saçmalıklar yapıyordum. O zamanlar diğer insnaları etkileme ve güldürme gibi ilginç bir yeteneğe sahiptim. Taklit edeceğim insnanın sesine uygun olarak sesimi değiştirebiliyordum. Kimse benim alaylarımdan kaçamazdı, arkadaşlarımla bile alay ederdim. Sonra bazı insanlar zamanla dilimden kurtulmak için benden uzaklaşmaya başladılar. Tam o gece pazarda dilenen kör bir adamla dalga geçmiştiğimi hatırlarım. Daha da kötüsü ona çelme takarak düşürdüm ve o kör adam ne söylediğini bilmeyerek kafasını sağa sola döndürmeye başladı. Her zaman ki gibi evime geç saatte döndüm ve karım beni bekliyordu. Eşim korkunç bir durumdaydı ve titrek bir sesle “Raşid… Neredeydin ?” diye sordu. “Marsta olacak halim yok ya, arkadaşlarla beraberdim” diye cevapladım. Oldukça hassas durumda olduğu belli olan ve göz yaşlarını zor tutan eşim; “Raşid, çok fazla yorulmaya başladım ve sanırım evladımız yakında doğacak.” dedi ve sükunet içinde bir gözyaşı yanaklarından süzüldü. O an eşimi ihmal ettiğimi hissettim. Bu zamanlarda dışarılarda gezmek yerine onun yanında olmalıydım çünkü eşim hamileliğinin dokuzuncu ayını doldurmak üzereydi. Sonra eşimin sancıları başladı ve hiç zaman kaybetmeden onu hastaneye götürdüm. Hemen eşimi doğum odasına aldırlar ve uzun süre acı işçinde o odanın içinde kaldı. Ben dışarıda onun doğum yapmasını bekledim fakat doğum zordu yine de sızana kadar bekledim. En sonunda hastaneye telefon numaramı bırakarak eve gittim iyi haberleri bana söylemelerini istedim. Aradan biraz süre geçtikten sonra hastane çalışanları bana Salim’in doğumunu müjdelediler. Hastaneye geri döndüm ve
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Utanç öyle bir duygu ki, sizi, başkalarının sizin hakkınızda ne düşündüğü sorusu ve sıkıntısı ile baş başa bırakır. Bu yüzden kişi ötekinin gözlerine bakarken kendisi ile ilgili ne göreceğine ilişkin korku duyar ve ilişkilerinde bağ kurmaya dair güçlükler yaşamaya başlar.
Alıntı
"Babalara atfedilen anlamlar çocuk bakımında yetersiz oldukları, çocuk bakmanın kadın işi olduğu, erkeğin bu konuda beceriksiz olduğu, 'eline yakışmadığı gibi yüklemelerle şekilleniyor. Şefkat ve naiflik içeren neredeyse tüm eylemler babaya değil anneye yakıştırılan eylemler. Oysa babalar doğuştan yatkın olmadıkları için değil, toplumsal cinsiyet yüklemeleri daha fazlasına izin vermediği için kendilerini sınırlı bir role hapsediyorlar."
Alıntı
‘Benlik’ kavramı, kişinin kendisine nasıl değer biçtiği bilgisi. Yani benlik algınıza doğru yüklemeler yaparsanız yıllar içerisinde kendi ile barışık, problemlerini çözebilen bir kimlik ve kişilik oluşturursunuz. Yanlış yüklemeler yaparsanız da sorunlu, huzursuz bir kimlik ve kişiliğin temellerini atarsınız. Ne yazık ki benlik algısını oluşturmanız tamamen sizin elinizde değil. Bu temelde anne babanın görevi.
Alıntı
Ancak geçen yaz, Past All Dishonor kitabımı yayıncıya göndermeden önce onaylaması gereken çeşitli uzmanların elindeyken ve benim de tırnaklarımı kemirmekten başka yapacak bir şeyimin olmadığı o arada, The Butterfly’ı (Kelebek) bir arkadaşıma anlattım; dinledi, bir süre düşündü, sonra bana tuhaf bir şekilde bakıp şöyle dedi: "Ensest hakkında neden hiç yazılmadığını, ya da neredeyse hiç yazılmadığını şimdi anlıyorum." "Nedeni neymiş?" "Çünkü o aslında var; gerçekte çok sık olmasa da ruhsal olarak var. Babalar kızlarına aşıktır. Tıpkı Serenade’de söylediğin gibi; ne kadar maskülen olduğunu hayal ederse etsin, her erkeğin içinde yüzde beş oranında bir homoseksüellik bulunması gibidir. Ama bir baba aynı zamanda bir yazarsa ve ensest hakkında bir hikaye pişirirse, o kadar ikna edici olmaktan ölümüne korkar; çünkü tüm arkadaşlarının gerçeği çakozlayacağını düşünür. Sen ise, neyse ki hiç çocuğun yok ve kişisel olarak bu kitaptan vazgeçmekle aptallık ettiğini düşünüyorum."