Hiç baş kahramanı kurt köpek olan bir kitap okudunuz mu?
9/10
·264 syf.··
2026 36. kitabı
Çok sevdiğim bir kitap oldu ilk olarak herkese tavsiye ederek başlamak istiyorum. Jack London'ın ilk okuduğum kitabı Adem'den önce idi orda ki dilini ve akıcılığını beğenince diğer kitaplarını da okumaya karar verdim. Tabiki Beyaz Diş'i çok daha beğendim. Beyaz Diş bir kurt ve köpeğin yavrusu yani bir kurt köpek. Kitap önce anne ve babasından başlıyor anlatıma sonra Beyaz Diş'in doğumu, eniklik yılları, vahşi doğaya ilk atılışı, ilk avlanışı, ilk insanla tanışması, nasıl sahiplenildiği, nasıl bir arena köpeğine dönüştürüldüğü, nasıl kızak köpeği olduğu gibi pek çok şey anlatıyor. Bu hikayeleri kesinlikle kitabın betimleme ve anlatım tarzıyla okumalısınız. Kitapta en çok hoşuma giden şey tanrı bakış açısıyla anlatılmasına rağmen kitapta baş karakterimiz Beyaz Diş'in duyguları, hissettikleri, iç güdüleri sanki Beyaz Diş'in ağzından yazılmışçasına ön plandaydı ve ben en çok bu kısmı sevdim. Baş kahramanı bir kurt köpek olan bir hikayeyi okumak aşırı keyifliydi onun tüm yaşadıklarına birebir empati duyabildiğiniz sanki bir insanmış gibi onu anlayabildiğiniz bir anlatım benimsenmişti. Jack London bir evrimci, elbette bu kitabında da evrime dair nüanslar buluyorsunuz ama bu kitabın akıcılığını bozmuyor. Benim gibi geç kalmayın okumaya, keyifli okumalar
Beyaz DişJack London · Sis Yayıncılık · 201795,7bin okunma
Puan vermedi·288 syf.··
2026 10. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 04:36
Kitap hakkında en ufak bir fikrim olmadan başladım okumaya. Çünkü üzerinde bir mavi kelebek vardı ve ben mavi kelebek efsanesini biliyordum. Bu yıl neredeyse Latin Amerika’da çoğu ülkeye gittim ve bir kaçında mavi kelebek görme fırsatım oldu. Mavi Morpho…birini Meksika’da diğerini Brezilya yağmur ormanlarında gördüm. Yanımdan geçip gittiğinde “şifa getirdiğini biliyorum” dedim içimden. Heybetli kanatlarıyla yanınızdan uçtuğunda bir kuş geçti sanabilirsiniz. Okurken Charlotte’un yerine geçtim sanki bi an.Gerçekten sevildiğini hissettiği tek adamdı Gray. Erik’le olan ilişkisini okurken bile şüphe vardı içimde ve başından sonu belliydi. Gray’le aşklarını kıskanmadım değil. Kurgu olduğunu bilsemde kendini uzun yıllar saklamış, en sonunda anlatılması gereken bir sır gibiydi hikaye. Ayrı geçen onca zaman olduğunu düşününce yaşanmamış olduğunu bilmek rahatlatıyor ama bir taraftanda ya gerçekse diyorsun. Mucizelere tanık olmak için harika bir klavuz olurdu. Kelebek Adası
Kelebek AdasıSarah Jio · Pena Yayınları · 201913bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·124 syf.··
2026 25. kitabı
"Ben hiç mutlu oldum mu?” Sanırım kitabın kapağını kapattığımda ve sonrasında uzun süre boyunca zihnimde en çok yankılanan cümle bu oldu. Kısa bir hikâye olmasına rağmen oldukça yoğun, hatta yer yer zorlayıcı; buna rağmen edebî değeri son derece yüksek. Bir çırpıda okunacak değil aksine sindire sindire okunacak bir kitap. Tip Marugg, varoluşsal sancıları ve yalnızlığı ajitasyona kaçmadan, şiirsel ve vurucu bir dille okuyucuya sunuyor. Karakterin zihninden dökülen her cümle, derin felsefi sorgulamalar barındırıyor. Kitap, bir adada, gece vakti verandasında viskisini yudumlayarak sabahın gelişini bekleyen yaşlı bir adamın içsel monologları ve anıları üzerine kurulu. Melankolik ve ağır bir atmosfere sahip olduğu için herkese rahatlıkla önerebileceğim bir kitap değil; çünkü ben de okurken zaman zaman oldukça zorlandım. Ancak kitabın kapağını kapattığımda zihnimde bıraktığı sorgulamalar ve hissettirdikleri benim için çok değerliydi. Yazarın karaktere bir isim vermemiş olması ise bana, okuyucuyu karakterin bizzat kendisi yaparak hikâyeye davet ettiği hissini verdi. Zaten güçlü betimlemeleri sayesinde zihninizde canlanan dünyaya kolaylıkla dahil oluyor, kendinizi hikâyenin içinde buluyorsunuz. Karayip edebiyatından ilk okumam olan Sabahın Kükreyişi, ilerleyen zamanlarda kesinlikle tekrar okumak istediğim eserlerden biri. Tıpkı Küçük Prens gibi, her okunuşta zihnimde farklı kapılar aralayacağını ve bana yeni bakış açıları kazandıracağını düşünüyorum. İkinci kez okuduğumdaysa bende nasıl izler bırakacağınıysa şimdiden merak ediyorum.
1000Kitap
Sabahın KükreyişiTip Marugg · İdeal Kültür Yayıncılık · 202529 okunma
6/10
·232 syf.··
2026 17. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 00:00
Kusursuzca Kusurlu serisinin ikinci kitabı olan Kırgın Fısıltılar’ı, Tuvaldeki Yaralar’dan sonra çok ara vermeden okudum ve bunu da yine iki günde bitirdim. Normalde bu tarz kitaplar okuyan biri değilim. Daha çok edebi kitaplara, dili güçlü metinlere ve karakterlerin iç dünyasına daha derinden giren romanlara yönelirim. Ama yakın bir arkadaşımın önerisiyle bu seriye başlayınca, mafyatik romantik drama türünün neden bu kadar hızlı okunduğunu da anlamaya başladım. İlk kitap beni ortaokulda okuduğumuz Wattpad kitaplarına götürmüştü. Kırgın Fısıltılar’da da o his devam etti. Yine karanlık bir atmosfer, hızlı ilerleyen olaylar, romantik gerilim ve dramatik bir hava var. Kitap kendini okutuyor, bunu inkar edemem. Zaten iki günde bitirmem de bunun kanıtı. Ama açıkçası bu kitabı ilk kitap kadar sevemedim. Benim için en büyük sorun, bazı duyguların ve olayların fazla hızlı ilerlemesiydi. Türün dinamikleri gereği bazı şeylerin abartılı olmasını bekliyordum ama yine de yer yer daha fazla derinlik aradım. Özellikle karakterlerin yaşadıklarını, birbirlerine yaklaşma biçimlerini ve duygusal geçişlerini daha güçlü okumak isterdim. Bazı yerlerde hikaye akıyor ama beni tam olarak içine almıyor gibiydi. Kırgın Fısıltılar, Bianca ve Mikhail üzerinden ilerleyen mafyatik romantik drama türünde bir kitap. Bu yüzden edebi bir roman beklentisiyle okunursa hayal kırıklığı yaratabilir. Bence bu kitap daha çok hızlı akan, kafa dağıtan, romantik gerilimi yüksek ve türün kalıplarını seven okurlara hitap ediyor. Ben türün yabancısı olarak okuduğum için bazı yerlerde eğlendim, bazı yerlerde göz devirdim. Akıcıydı, sıkmadı, merak ettirdi ama bende güçlü bir etki de bırakmadı. Bu yüzden puanım biraz daha düşük kaldı. Kısacası Kırgın Fısıltılar benim için hızlı okunan ama çok iz bırakmayan bir
Kırgın FısıltılarNeva Altaj · Artemis Yayınları · 20232,273 okunma
7/10
·240 syf.··
2026 16. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 00:00
Normalde daha çok edebi kitaplar okumayı tercih eden biri olarak hayatımda ilk defa bambaşka bir türe geçtim. Yakın bir arkadaşımın önerisiyle Neva Altaj’ın Kusursuzca Kusurlu serisini okumaya karar verdim. Açıkçası ilk kitabı satın da almadım, arkadaşımın kitabını ödünç alarak başladım. Serinin ilk kitabı olan Tuvaldeki Yaralar’ı da iki günde bitirdim. İki günde bitirdim çünkü kitap gerçekten kendini okutuyor. Ama şunu da söylemem lazım; beni bayağı ortaokulda okuduğumuz Wattpad kitaplarına götürdü. O dönem okuduğumuz hızlı ilerleyen, karanlık atmosferli, bol çekimli, biraz abartılı ama bir şekilde merak ettiren kitapların havası vardı. Okurken hem eğlendim hem de yer yer “ben ne okuyorum şu an?” diye kendime güldüm. Tuvaldeki Yaralar, mafyatik romantik drama türünde bir kitap. Roman ve Nina üzerinden ilerleyen, sahte evlilik dinamiğiyle başlayan, aksiyon ve romantizmi bir arada taşıyan bir hikaye. Bu yüzden kitaba edebi bir metin beklentisiyle başlamak bence doğru olmaz. Kitabın derdi derin bir edebi dil kurmak değil; hızlı akan, gerilimi yüksek, romantik çekimi önde olan bir hikaye sunmak. Bu türü normalde okumadığım için başta biraz mesafeli yaklaştım. Ama kitabın temposu düşük değildi ve merak duygusunu canlı tuttu. Roman’ın karanlık ve kontrolcü dünyasıyla Nina’nın daha farklı, daha renkli ve kendine has tarafı arasındaki zıtlık kitabı taşıyan şeylerden biriydi. İkisinin arasındaki dinamik yer yer abartılıydı ama türün içinde değerlendirince bu abartı çok da şaşırtıcı gelmedi. Benim için kitabın en güçlü yanı akıcılığıydı. Ağır bir okuma değil, kafa dağıtan ve hızlı biten bir kitap. Bazı yerlerde olayların fazla hızlı ilerlediğini düşündüm. Bazı sahneler tahmin edilebilirdi ve karakterlerin duygusal geçişleri bana yer yer aceleye gelmiş gibi hissettirdi. Bu
Tuvaldeki YaralarNeva Altaj · Artemis Yayınları · 20252,970 okunma
8/10
·168 syf.··
2026 15. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 00:00
Kalk Yerine Yat, Şermin Yaşar’ın kalemini seviyorsanız sizi yine tanıdık bir yerden yakalayacak öykü kitaplarından biri. Bu kitapta büyük büyük olaylar, uzak hayatlar ya da abartılı dramlar yok. Daha çok yanımızdan geçip giden, belki apartmanımızda yaşayan, belki akrabamız olan, belki de bir yerde oturup konuşsak hikayesini dinleyeceğimiz insanların halleri var. Şermin Yaşar’ın sevdiğim tarafı da bu zaten; sıradan görünen insanlardan sıradan olmayan duygular çıkarabiliyor. Kalk Yerine Yat, 12 öyküden oluşuyor. Her öyküde başka bir insanın hayatına kısa bir süreliğine misafir oluyorsunuz. Kimi zaman içten içe gülümseten, kimi zaman da insanın boğazına küçük bir düğüm bırakan hikayeler bunlar. Öyle büyük cümlelerle değil, daha çok günlük hayatın içinden gelen bir dille anlatılmış. Bu yüzden okurken “ben bunu tanıyorum” hissi sık sık geliyor. Kitabın adını çok sevdim. “Kalk yerine yat” cümlesinde çocukluktan kalma bir ses var. Güven veren, üstünü örten, nereye ait olduğunu hatırlatan bir ses. Kitabın öykülerinde de biraz bu his var bence. Hayatta yanlış yerde kalmış, yorulmuş, kendi yerini arayan insanların hikayelerini okuyorsunuz. Bazen insan gerçekten de sadece yorulduğu için değil, ait olmadığı yerde kaldığı için de uyuyamıyor. Şermin Yaşar’ın dili sade ama etkili. Bazı cümleler çok basit görünüyor ama gelip insanın içinde bir yere oturuyor. Fazla süslemiyor, duyguyu gözümüze sokmuyor, karakterlerini de acındırarak anlatmıyor. Bu bence kitabın en güçlü taraflarından biri. Çünkü anlatılan insanlar gerçek hayata yakın duruyor. Eksikleriyle, tuhaflıklarıyla, yalnızlıklarıyla, küçük beklentileriyle ve bazen de suskunluklarıyla varlar. Öykü kitaplarında en sevdiğim şey, kısa bir metnin insanı uzun uzun düşündürebilmesi. Kalk Yerine Yat’ta da bunu hissettim. Bazı
Kalk Yerine YatŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 20257,9bin okunma