Damı saman kaplı evlerinde bir gece bütün ailenin uykuya dalmasından sonra yaptığı şey muhtemelen Robert Frost'un yaşamının dönüm noktası olacaktı. Gecenin geç bir saatinde son on iki yıl içinde yazdığı bütün şiirleri käğıtların yüzleri yukarı bakacak biçimde yere serdi. Oyun oynarmışçasına şiirlerin yerlerini değiştirerek konularına göre ayırmaya başladı. Bu çalışmasının gerçekten işe yaradığını, ortaya bir kompozisyon çıktığını ve bazı şiirler bir araya gelince çok hoş olduğunu fark etti. Frost bu şiirleri bir bütün oluşturarak yayımlamaya karar verdi. Yayıncılık dünyasından kimseyi tanımıyordu; bu yüzden inanılması zor bir şey yaparak yaşadıkları yeri bulan polis emeklisine başvurup bir yayıncı tanıyıp tanımadığını sordu. Şu Tanrının işine bakın: Adam tanıyordu!
Romanın merkezinde 13 yaşındaki Conor O'Malley bulunuyor. Conor'un annesi ciddi bir hastalıkla mücadele etmekte ve bir gece, evinin yakınındaki porsuk ağacından doğan gizemli bir canavar onu ziyaret etmeye başlıyor. Ancak bu yaratık Conor'un korktuğu canavar değil, asıl korkutucu olan, Conor'un içinde sakladığı gerçekler. Canavar üç hikâye anlatacağını, ardından Conor'un da kendi gerçeğini anlatmak zorunda kalacağını söylüyor.
Kitap fantastik bir hikâye gibi görünse de aslında oldukça gerçekçi ve psikolojik bir anlatıya sahip. Ölüm ve yas gibi ağır konuları çocuk bakış açısından ama son derece dürüst bir şekilde ele alıyor. Özellikle Conor'un annesini kaybetme korkusu ve bununla başa çıkma süreci romanın merkezinde yer alıyor. Eser, insanların aynı anda hem sevgi hem öfke hem de korku hissedebileceğini gösteriyor.
Canavarın Çağrısı, teknik olarak bir gençlik romanı olsa da yetişkinler üzerinde de güçlü etki bırakan bir eser. Özellikle kayıp, hastalık ve yas süreçlerini anlamaya çalışan okuyucular için oldukça dokunaklı bir deneyim sunuyor. Duygusal yoğunluğu yüksek olduğu için çocuklara okutulması sürecinde dikkatli olmak gerekiyor.
Oyun dünyasının o pırıltılı, devasa ve kusursuz görünen vitrinini bir kenara fırlatan Jason Schreier, milyarlarca dolarlık bu devasa sanayinin aslında ne kadar acımasız, kaotik ve insanüstü bir emek