• {{{Arkadaşlar yazıya başlamadan bir şey söylemek isitiyorum; eğer benim gözümden kaçırdığım ve çok beğendiğiniz iletiler varsa yorumlarda beni yönlendirir seniniz sevinirim.{{{
    Bu ay en çok beğendiğim iletileri(bu alıntı vs. olabilir)şöyle sıralayabilirim;
    1.
    Semina
    Ölürsem, gülümseyeceğim'
    (2.)1.
    Şizofren Kedi :)
    “Gün bitti, elindeki güller de soldu
    Anımsanacak neler kaldı bugünden.”
    Belki Yine Gelirim, Ahmet Telli
    (3.)1.
    M€M@Ş »»»»KÛBRÂM««««
    O senin neyin olur dediler. Uzaktan dedim uzaktan yandığım olur kendisi.
    (4.)1.
    ■■《EMİR ASAF《HUZUR ISTERIM 《《■■
    Kitap hâlâ kutsal benim için… Kelime hâlâ mühim ve harf hâlâ muamma…
    (5.)1.
    DAMLA
    Bütün şairler sana mı aşıktı ki her okuduğum şiirde, dinlediğim ezgide sen vardın...
    (6.)1.
    Mr.Kuralay
    Piyonlar satranç tahtasının en asil taşlarıdır. Asla geri adım atmazlar. Bu yüzden değersizler, egoları yüzünden.
    (7.)1.
    Yonca
    Ne Diyordu Müddessir Suresi;
    "Veli Rabbike Fasbir"
    "Rabbin için Sabret."
    2.
    Bünyamin
    "Yasla ruhunu bana kır papatyası. 🌺"
    (2.)2.
    Can
    "Adına Dünya dediğimiz kitabı oku."
    Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar
    (3.)2.
    Affan م
    ...
    Dudakların bir şey söylüyor..
    Ben sessizce bilmem ki . 🙈🍃
    🍃a.f.f.a.n م
    (3.)3.
    Ayşe
    "Herkes günaha batmış, sorsan adı hayatmış."
    3.
    ⭐⭐SİBEL ⭐⭐
    "İyi ki varsın." dediğin kaç kişi şuan yok, hiç düşündün mü❓
    (2.)3.
    Sancar (Kendime Yazılar)
    Merhaba ben DİN.
    Toplumlarda insanları birleştirmek için oluşturuldum. Yüzyıllar sonra insanlar beni birbirlerini ayrıştırmak için kullandı.
    4.
    âh'sen
    لا تعاتب أحداً.. فمن أحب حكى ومن إشتاق آتى..
    - kimseye sitem etme.. seven söyler.. özleyen gelir..
    (2.)4.
    Ferah
    Montesquieu
    ''İnsan ne kadar az düşünürse, o kadar çok konuşur."
    5.
    MUAlliM
    Cennet ucuz değil, Cehennem dahi lüzumsuz değil
    (2.)5.
    Samyeli
    "Kaç yıl geçti bak, hala son bakışın miras bana!"
    (3.)5.
    LimonKokulu
    Günde 48 saat kitap okuyorum...
    6.
    Nezrin Resulzadeh
    “Umut ki, insanı en son bırakan cevher ve en kıymetli hazinedir;”
    Od, İskender Pala
    (2.)6.
    Büşra
    “Sen kendin faniyken, dertlerin nasıl baki olabilir ki?”
    (3.)6.
    Halil karadağ
    Kalp düşünebilseydi, atmaktan vazgeçerdi.
    7.
    Şükran Aral
    Dürüst olunduğu sürece korkaklık dünyanın sonu değildir.
    Uçurtma Avcısı, Khaled Hosseini
    Sayfa 279
    (2.)7.
    Bünyamin.
    Oku, şâyed sana hisli bir yürek lazımsa.
    Okumadığın gün karanlıktasın...
    (3.)7.
    @twoheart
    Bazen acı öyle birşey, Yaşanması zor olaydır..
    8.
    Hatice Kervancı
    Sevgilisinden ayrıldı diye ağlayanlar ,
    Hiç NAMAZI kaçırdın diye ağladınız mı ?
    9.
    Salim
    Kestiğin yerden kan akmayacak mı sanmıştın yoksa? Beni yapayalnız koyup gittiğin yer bir kan denizi şimdi.

    ~Ümit Yaşar Oğuzcan~
    (2.)9.
    Ismail Altun
    Bu sahneye hep gülerim 😂😂🤣
    https://youtu.be/6kRRVt934XI
    (3.)9.
    YILMAZ T.
    S.Freud
    Kendini öldürme arzusu, daha derinde; başkalarını öldürme arzusunun projeksiyonudur.
    (4.)9.
    Vedatsevuk
    Sır tutmayı bilen insanlarla konuşmak istiyorsan mezarlığa git.
    10.
    rabiş
    geldi çöktü bak yine efkar
    üzerime geliyor birden dört duvar
    11.
    Mustafa
    Birbirimizi öyle sevelim ki şeytan bile bizi gördüğünde 'Bismillah' desin...
    12.
    Nazlıcan Karaoğlan
    İki satır cümle kadar bir ömür;
    Umduğumla bulduğum bir değil.
    İki hatır kalmadı, geçti ömür;
    Sevdiğimle tanıdığım bir olmadı.
    (Nazlıcan)
    şimdilik bu kadar beğendikçe ekleyecem...
  • https://youtu.be/94gahPBPIqk

    SENİN ADIN KAVUŞMAK OLSUN

    Tarifsiz bir sevdada kimliksiz bir sessizliktin
    Haykırışlarla çağlarken yüreğim durgun limanımdın
    Sen benim adını koyamadığımdın
    Senin adın kavuşmak olsun

    Fırtınalarda yolunu kaybeden gemi misali
    Rotasız ve pusulasız kalmışken yüreğim
    Ve hoyratça savrulurken bir limandan bir limana
    Teslim olmuşken kaderine
    Apansız sana rastladım o limanda
    Sen benim adını koyamadığımdın
    Senin adın kavuşmak olsun..

    Bakmaya kıyamazken gözlerine
    Tutmaya cesaret edemezken ellerini.
    Ve bütün cümlelerin sustuğu o yerde
    Sessiz bir haykırıştı yüreğim
    Eşsiz bir mutluluktu yaşadığım
    Sen benim adını koyamadığımdın
    Senin adın kavuşmak olsun.

    Son bahar yaprakları dökülürken içimden
    Hazanı yasarken bahar kokulu sabahlar da
    Yüreğim üşürdü gözlerimden sel olup akan yağmurda
    Sırıl sıklam ıslanırken ruhum
    Solmuştu bahçemde ki tüm güller
    Sen o bahçemdeki açan tek güldün
    Sen adını koyamadığımdın
    Senin adın kavuşmak olsun.

    Dağ çiçeğim yaban gülüm asi sevdam.
    Saçının bir teline bir ömür adadığım
    Gözündeki bir damla yaşına şehirleri yaktığım
    İsyanım feryadım kavuşulmazım
    Sen vazgeçemeyeceğim yasaklım
    Sen adını koyamadığım
    Senin adın kavuşmak olsun.

    Sen benim yanı başımdaki uzağım
    Sen benim uzağımdaki en yakınım
    Dokunmam yasak sevmem yasak
    Sensiz bu hayatta yaşamak tuzak
    Sen adını koyamadığım
    Senin adın kavuşmak olsun.

    Sisli bir gecede ses olup da gel
    Bir sonbahar gününde yağmur olup da gel
    Soğuk bir kış gününde rüzgar olup da gel
    Ilık bir yaz gecesinde düş olup da gel
    sen bana yasaklarından sıyrılıp da gel
    Sen adını koyamadığım
    Senin adın kavuşmak olsun.

    Bir gün gelirde tutarsam ellerini
    Bakarsam gözlerine sevgi dolu
    Doğarsa sende yeniden bu beden
    Ve o gün verirsem şayet son nefesimi
    Ölmeden haykırmak isterim son bir kez
    Sen adını koyamadığım
    Sen yaban gülüm sen dağ çiçeğim
    Sen ruhu revanım sen yaşama sevincim
    Yasaklım adı bende saklım
    Senin adın kavuşmak olsun
    Senin adın
    Senin adın seviyorum olsun
    Seviyorum olsun
    Seni seviyorum,seni seviyorum.
  • Sabah çağı bülbül yeni açılmış güle, az nazlan, bu bağda senin gibi nice güller açtı, dedi.
  • 143 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Öldüğüne sevineceğim diyordum içimden, sevineceğim çünkü artık acıya katlanmak zorunda kalmayacaksın. Belki kendine nefretinden kestiğin bileklerine güller yetiştirecektim ben, yaralarını, gün geçtikçe ağırlaşan kalbini bu güllerle saklayacaktım. Ruhum açlıktan kıvranacaktı bir zamanlar biliyorum, geride bıraktığın notlara, yazdıklarına saldıracaktım, ruhum zehrini akıtana kadar okuyacaktım yazılarını, gece gündüz, onlarla sarmaş dolaş olacaktım. Daha sonra senin gibi ağırlaşmaya başlayacaktı kalbim, senin içinden taşanlar bu notlardı, benimse güller olacaktı. Yaşasaydı diyecektim, beraber saklardık gözyaşlarımı...

    ***

    "İçeride Biri Var" adlı kitap belki hayatımı birçok yönden değiştiren, düşüncelerimi, hayata bakışımı öylesine sarsan bir kitaptı ki, bitirdiğimde yazarıyla tanışmak arzundan başka bir şey hissedemez oldum. Gerçekten, çok sayıda olmasa da Dünya Klasikleri'nden birkaç kitap okudum; ünlü yazarları okudum ama beni böylesine kendisine sürükleyen bu yazar kadar hiçbir şey ilgilendirmedi. Kendisine gmail aracılığıyla ulaştım, belki de aylardır bu gülümseyişi bekliyordu kalbim...

    YAZAR HAKKINDA

    Özgeçmiş: 1977  İzmit doğumluyum. Parlak bir özgeçmişim yok. Okuduğum kitapları, düşündüğüm şeyleri saymazsak hayatta başardığım fazla bir şey olduğu söylenemez. Üniversitede Kamu Yönetimi okuyarak resmi eğitim sürecimi tamamladım. Kas hastasıyım, yani yürümek dâhil bir sürü engelim var. Memurum. 



    Herkese tavsiye ederim.
  • Bizimkisi bir aşk hikayesi
    Siyah beyaz film gibi biraz
    Ateşle su dikenle gül gibi
    Bizimkisi roman gibi biraz

    Bu güller senin için
    Bu gönül ikimizin
    Hiç üzülme ağlama
    Sen gülümse daima
  • Bütün âleme hükmeden bir padişah vardı. Buyruğu yedi iklimde de yürürdü. Buyruk yürütmede adeta bir İskender’di. Kaf’tan Kaf’a bütün âlem onun askeriydi. Şanı, şerefi ayı gölgede bırakmıştı. Ay, o yüceliği görüp yüzünü o tapının toprağına vurmuştu. Bu padişahın bir de yüce, akıllı, en ince işleri bilir veziri vardı. O itibarlı vezirin bir oğlu vardı ki, âlemin bütün güzelliği, onun yüzüne vakfolmuştu adeta. Hiç kimse onun güzelliğine sahip bir güzel görmemişti. Hiçbir güzel de bu derece yüceliğe erişmemişti. O gönülleri aydınlatan güzel, güzelliği yüzünden gündüzün dışarı çıkamazdı. Şayet o ay, gündüzün görünse, âlemde yüzlerce kıyametler kopardı. Kutluluk ve güzellik âleminde ebediyen onun gibi güzel bir insan doğamaz! O delikanlının güneş gibi bir yüzü, misk gibi güzel kokulu ve simsiyah saçları vardı. Güneşe tuttuğu şemsiye misktendi. Abıhayat, dudağına susamış, dudakları kupkuru bir hale gelmişti. Ağzı adeta güneşteki bir zerreye benzerdi. Onun zerresi halka bir fitneydi. Otuz tane yıldız da o zerrede kaybolmuştu! O otuz yıldız bir zerrenin içinde kaybolmuştu ama, yıldızlar gibi de âleme yol gösterirdi! Saçları kendini beğenip baş kaldırmış, sonra da yine baş çekerek arkaya doğru düşüvermişti! O gümüş bedenli güzelin saçlarının her kıvrımı, yüzlerce can âleminin saflarını birbirine katar, kırar geçirirdi. Zülfü ruhunda yüzlerce mensubeye sahipti; her telinde yüzlerce şaşılacak şey vardı! Kaşları yay gibiydi, fakat kimin kolunda o kuvvet vardı ki, o yayları büksün! Nergis gözleri dilberliğe ait afsunlar okurdu. Her kirpiğiyle yüzlerce sihirbazlıklarda bulunurdu. Lâl dudakları abıhayat kaynağıydı. Hem şekerden tatlıydı, hem kenarlarında yeni yetişmiş çimenler vardı. Yeni terlemiş bıyık ve sakalı, güzellik yüzünün kızıllığıydı adeta. O güzelim tüyler, sanki güzellik ve şeref kaynağında bir duduydu! Misk gibi beni “cemal” (güzellik) kelimesinin noktasıydı. Geçmiş zaman da o bene sığınmıştı, gelecek zaman da. Sanki geçmiş ve gelecek zaman, o ben yüzünden içinde bulunduğumuz bir an haline gelmişti. O güzel delikanlıyı ömrümce övsem, yine anlatıp bitirmeme imkân yok! Padişah bu çocuğun aşkıyla sarhoş olmuş, bu sevda belasıyla elden çıkmıştı. Padişahın kadri yüceydi ama, o dolunayın derdiyle adeta hilale dönmüştü. Delikanlının aşkına öyle bir dalmıştı ki, varlığından bir haber bile gelmiyordu. Çocuğu bir an bile görmese, gönlü kan ırmağı haline gelirdi. Ne onsuz bir an kararı vardı, ne bu aşk yüzünden bir zaman sabrı! Gece gündüz bir an bile onsuz duramaz, eğlenemezdi. Geceleyin de munisi oydu, gündüzün de! Uzun günlerde bile onu huzurunda oturtur, ta akşama kadar o ay yüzlüye sırlar açar, dertler dökerdi. Karanlık bastı da gece oldu mu, padişahın ne uykusu kalırdı, ne kararı! Delikanlı padişahın huzurunda yatar, uyur, padişah da boyuna ona bakar dururdu. O güzel, mum ışığı altında uyur, padişah da bütün gece ona bekçilik ederdi. O ay yüzlünün yüzüne dalar, her an yüz çeşit kan ağlardı. Gâh yüzüne güller saçar, gâh saçındaki tozu silker, Gâh aşk derdiyle bulut gibi yağmurlar yağdırır, ağladığına esef bile etmeden yüzüne gözyaşlarını serperdi! Gâh o ay yüzlünün güzelliğini seyrederdi, gâh yüzüne bakıp kadeh kaldırır, dem çekerdi! Onu bir an bile kendisinden ayırmazdı. Padişah neredeyse, o da oradaydı. Delikanlı daima huzurda oturmayı istemiyordu! Anası, babası bir an olsun, oğullarının yüzünü görmek istiyorlardı. Fakat padişahın korkusuyla bunu açmaya bile takatleri yoktu. Delikanlı bir an padişahın huzurundan ayrılırsa, padişah belki kıskançlıkla çocuğun boynunu vurdururdu! Saraya yakın bir komşu vardı. O komşunun da güneş yüzlü güzel bir kızı vardı. Delikanlı bu kızı görüp âşık oluverdi. Aşkı gittikçe kızıştı. Müşkül bir işe düştü. Bir gece o kızla beraber oturdu. Yüzü gibi güzel bir meclis kurdu. Padişahtan gizlice onunla buluştu. Fakat padişah da, tesadüf bu ya, o gece sarhoştu. Gece yarısı yarı sarhoş bir halde yatağından kalktı, eline bir hançer alıp yürüdü. Delikanlıyı bir hayli aradı, taradı, bulamadı. Nihayet, bulunduğu tarafa doğru koştu. Bir de baktı ki, delikanlı bir kızla oturuyor. İkisi de birbirlerine gönül vermişler! Padişah bunu görünce, kıskançlık ateşi ta ciğerine kadar tesir etti. Âşık, hem aşk sarhoşu, hem padişah. Artık böyle bir âşıkın maşuku, başka maşuklara benzer mi? Kendi kendisine “Benim gibi bir padişahı bıraktı da, nasıl başkasını seçti? İşte sana aptallığın ta kendisi! Ben ona neler yaptım, ne ihsanlarda bulundum. Kimse kimseye asla bu çeşit ihsanlarda bulunmamıştır. O da bunlara karşılık, bana bu işi yapıyor ha. Söyle, yapsın. Hakikaten de pek tatlı bir işe girişmiş! Hazinelerin anahtarları onun elinde. Âlemin başı dik erleri, huzurunda eğiliyorlar. Hem hemdemim, hem sırdaşım. Hem derdim, hem merhemim! Sonra da gizlice bir yoksulla düşüp kalksın, öyle mi? Şimdicek ben onun vücudunu dünyadan kaldırayım da görsün!” dedi. Ve derhal delikanlının tutulup adamakıllı bağlanmasını emretti. Bağlandıktan sonra bir iyice dövdü. Yolda, topraklar içinde o gümüş beden, padişahın kırbacından gömgök oldu! Ondan sonra sokak ortasında darağacına çekmelerini buyurdu. Dedi ki: “Önce derisini yüzün. Sonra da baş aşağı darağacına asın! Herkes görsün de padişaha mahrem olan, bir an bile başkasına bakmasın!” Delikanlıyı hakaretle yakalayıp derisini yüzmek ve asmak için darağacına sürüklediler. Vezir bunu duyup başına topraklar saçtı. “Babasının canı,” dedi... “Bu başına gelen iş, nasıl iş? Nasıl bir kaderin varmış ki, padişah sana düşman kesildi!” Orada padişahın on kölesi vardı; padişahın emrini yerine getirmeye, delikanlıyı mahvetmeye hazırlandılar. Vezir bağrı başlı, gözü yaşlı bir halde gelip, onuna da birer şebçerağ incisi verdi. Dedi ki: “Padişah bu gece sarhoş. Bu çocuğun pek o kadar suçu yok! Ayılınca hem pişman olur, hem kararı, takatı kalmaz, Onu yüz kişi öldürmüş olsa, birini bile sağ bırakmaz; bundan hiç şüpheniz olmasın.” Köleler hep birden dediler ki: “İyi ama, ya padişah buraya gelir de darağacında kimseyi görmezse. O zaman derhal bizim kanlarımızı döker, yerleri kan ırmağıyla sular. Baş aşağı bizi darağacına çektirir.” Vezir bir çare buldu. Zindandan kanlı katil bir adam getirtti. Sarımsak soyar gibi onun derisini yüzdüler. Darağacına baş aşağı asakoydular, toprak o biçarenin kanıyla gül gül oldu, kızardı. Oğlunu da eve götürüp gizledi. “Bakalım, perde ardından ne doğar?” diyordu! Padişah ertesi gün ayılınca hâlâ öfkeliydi. Öfkesinden eskisi gibi ciğeri yanıyordu. Köleleri çağırdı; “O köpeğe neler ettiniz?” diye sordu. Hepsi de bir ağızdan, “Onu pazar ortasında darağacına asa koyduk. Derisini tamamıyla yüzdük. Şimdi baş aşağı darağacında asılıdır.” dediler. Padişah bu cevabı duyunca sevindi, o on kölenin her birine Ağır elbiseler ihsan etti. Her biri rütbe ve mevki sahibi oldu. “Geç vakte kadar öyle darağacında bırakın. Halk bu hayırsız murdarı görsün de ibret alsın.” dedi. Şehirliler bu hali duyunca dertlendiler, kederlendiler. Bir haylisi seyretmeye geldi ama, kimse tanımıyordu ki! Halk, darağacında derisi yüzülmüş, kanlara gark olmuş, baş aşağı asılmış bir et parçası gördü. Büyük küçük, kim gördüyse, gizlice kan ağladı. O gün akşama kadar, herkes o ay yüzlünün yasına battı. Şehir dertle, elemle, ahla doldu. O gün geçince padişah sevgilisiz kaldı, yaptığına pişman oldu! Kızgınlığı yatıştı, aşkı galebe etti. Aşk, aslan yürekli padişahı karınca haline soktu! Padişah o Yusuf gibi güzel dilberle gece gündüz halvet olmakta, Daima vuslat şarabıyla sarhoş olup durmaktaydı. Ayrılık sersemliğiyle oturabilir miydi hiç? Nihayet bir an bile takatı kalmadı. İşi gücü, ancak zari zari ağlamaktı. Ayrılıkla canı yanıyor, iştiyakından sabri, kararı kalmıyordu. Öyle bir pişman oluş oldu ki, başını topraklara koydu, gözlerinden kanlı yaşlar saçmaya başladı. Mavi matem elbiseleri giyindi, kan ve kül içine oturdu. Ne bir şey yiyordu, ne bir şey içiyordu, kanlar saçan gözlerine uyku girmiyordu. Gece olunca dışarıya çıktı, darağacının altında bulunan yabancıları dağıttı Yalnız darağacının altına gitti, delikanlının yapıp ettiklerini hatırına getirdi. Birer birer bunları hatırladıkça, her kılının dibinden bir feryat koptu. Gönlüne sayıya sığmaz yaslar çöktü. Her an yeni bir matem belirdi. O asılmış cesedin altında zari zari ağlıyor, kanlarını gözüne yüzüne sürüyordu. Döktüğü gözyaşları hesaplansa, yüzlerce yağmurdan artıktı! Kendisini onun altında topraklara atıyor, elinin üstünü dişleyip koparıyordu. Bütün gece ta sabaha kadar orada kaldı. Mum gibi gözyaşı döktü, yandı, yakıldı. Seher yeli esmeye başlayınca, uşağıyla beraber sarayına çekildi. Tozun toprağın, külün arasına oturdu. Her an başına kadar yaslara batmaktaydı. Böylece tam kırk gün, kırk gece geçti. Kadri yüce padişah, adeta bir kıla döndü. Kapıyı kapamış, darağacının altına oturmuş, sevgilisini iyi etmek için kendisi hasta düşmüştü. Kimsede cesaret yoktu ki, o kırk gün, kırk gece zarfında dudağını kıpırdatsın, ağzını açsın da padişaha bir şey söylesin. Kırk gece geçtikten sonra da ne yiyordu, ne içiyordu. Bir gece delikanlıyı rüyada gördü. Ay yüzü yaşlara gark olmuştu. Tepeden tırnağa kadar kanlar içindeydi. Dedi ki: “Ey cana can katan güzelim, neden böyle baştan ayağa kadar kanlara gark oldun?” Delikanlı cevap verdi: “Seninle biliş olduğumdan kanlara bulandım. Senin vefasızlığından bu hale düştüm. Suçum olmadığı halde derimi yüzdürdün. Padişahım, vefakârlık bu mudur? Dost, dostuna bunu mu yapar? Bunu, kâfir olayım ki, kâfir bile yapmaz! Ben sana ne yaptım ki, beni darağacına astırdın. Başımı vurdurdun, baş aşağı asakoydun beni? Ben de artık yüz çevirdim Kıyamette de öcümü alacağım. Kıyamet kopup da adalet divanı kurulunca, Allah senden intikamımı alır.” Padişah o ay yüzlüden bu cevabı alınca, derhal sıçrayıp uyandı. Gönlü kan kesilmişti. Bu iş canına kâr etmişti. İşi gittikçe sarpa sarmaktaydı. Artık adamakıllı delirdi, elden çıktı. Zayıfladı, elemlerle eş oldu. Delilik yapısını kurdu. Ağlayıp inlemeye koyuldu. Dedi ki: “Ey muradına ermeyen canımın canı, gönlümün varı, derdinle canım da kan kesildi, gönlüm de! Sen benim nice derdime derman oldun da, nihayet emrimle de öldürüldün. Kim benim gibi kendi canına kasteder? Kim kendi eliyle benim bana yaptığımı yapar? Kanlara bulansam, yeri var. Neden sevgilimi öldürttüm ben? Hele bir bak... neredesin ey sevgilim? Bilişlik yazısını bozma, lütfet! Ben kötülük ettim ama, sen etme... çünkü bu kötülüğü ben bana ettim! Canım sevgili, seni nerelerde arayayım? Bu yanıp kavrulan gönlüme bir acı, bir rahm et gel! Ben vefasızım. Sen benden cefalar çektin. Fakat sen vefalısın, bana cefa etme! Haberim olmadan senin kanını döktüm ama, ey sevgili, sen niceye bir benim kanımı döküp duracaksın? Bu yanlış işi yaptığım zaman sarhoştum. Kaderim ne imiş ki, başıma bu iş geldi. Sen ansızın beni bırakıp gittin ama, ben bu âlemde sensiz nasıl yaşayayım? Sensiz bir an bile duramıyorum, mahvoldum. Hayatımdan ancak bir iki solukluk bir zaman kaldı. Padişahın canı dudağına geldi. Kan diyetin olarak onu feda edecek. Ölümümden korkmuyorum, fakat ettiğim cefadan korkuyorum. Ebediyen özürler dilesem, yine yaptığım suçun özürünü yerine getiremem. Keşke boğazımı kılıçlarla kesselerdi de, gönlümdeki bu dert, bu elem bitseydi. Ey beni yoktan yaratan Tanrı, canım bu hasretle yandı. Bu hasret beni tepeden tırnağa kadar yaktı, yandırdı! Tanrım, lütfet de artık canımı al. Çünkü gayrı tahammül edemiyorum.” Böyle söylene söylene nihayet sustu ve sükût içinde kendisini kaybetti. Nihayet inayet çavuşu erişti. Şikâyetten sonra şükretme zamanımız geldi. Padişahın derdi haddi aşınca, orada gizli bulunan, padişahı gözetleyen vezir, bu hali gördü. Gidip gizlice oğlunu süsledi, giyindirdi, padişahın yanına yolladı. Delikanlı, ay buluttan sıyrılır gibi perde ardından çıkıp padişahın huzurunda durdu. Elinde bir kefen vardı, bir de kılıç! Padişahın huzurunda yere kapandı; yağmur gibi gözyaşları döküp ağlamaya başladı. Padişah o ay yüzlüyü görünce... bilmem ki ne söyleyeyim? Padişah topraklara döşendi, çocuk kanlara bulandı... bu acayip iş nasıl oldu; kim ne bilir? Bundan sonra ne söylesem söylenmemiş demektir. İnci denizin ta dibinde, hem de delinmemiş! Padişah sevgilisinin ayrılığından kurtulunca, her ikisi de kalkıp beraberce has odaya gittiler. Bundan sonra kimse sırra vakıf değildir. Çünkü orası ağyarın bulunacağı yer değil ki! Bu hususta kim bir şey söyler, bu sözü de kim duyar, işitirse; adeta o hali kör görmüş söylüyor, o sözleri sağır dinlemekte! Ben kim oluyorum ki, bunu anlatayım? Anlatmaya kalkışsam bile, ölüm fermanımı yazdım demektir. Oraya varmadan nasıl anlatırım? O makamın dışında kalmışım ben, bari susayım! Buraya bir kıl bile sığmaz. Bu makamda sükûttan başka ne yapılabilir ki? Dil kılıcının gevheri, ancak sükûttur. Bir an bile bundan başka bir şey olmasına imkan yoktur. Süsenin de on taneden fazla dili var; ama yine de susmakta; susmaya âşık olmuş sanki! Benden öncekilerden izin alsaydım, onu anlatmaya beni memur ederlerdi ya. Fakat şimdi mademki sözü tamamladım, susayım bari. Çünkü iş gerek, söz değil. Niceye bir söyleyip duracağım ki?
  • Mona Roza
    M-ona Roza, siyah güller, ak güller
    Geyvenin gülleri ve beyaz yatak
    Kanadı kırık kuş merhamet ister
    Ah, senin yüzünden kana batacak
    Mona Roza siyah güller, ak güller

    U-lur aya karşı kirli çakallar
    Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
    Mona Roza, bugün bende bir hal var
    Yağmur iğri iğri düşer toprağa
    Ulur aya karşı kirli çakallar

    A-çma pencereni perdeleri çek
    Mona Roza seni görmemeliyim
    Bir bakışın ölmem için yetecek
    Anla Mona Roza, ben bir deliyim
    Açma pencereni perdeleri çek…

    Z-eytin ağaçları söğüt gölgesi
    Bende çıkar güneş aydınlığa
    Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
    Seni hatırlatıyor her zaman bana
    Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

    Z-ambaklar en ıssız yerlerde açar
    Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
    Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
    Işıksız ruhumu sallar da durur
    Zambaklar en ıssız yerlerde açar

    E-llerin, ellerin ve parmakların
    Bir nar çiçeğini eziyor gibi
    Ellerinden belli oluyor bir kadın
    Denizin dibinde geziyor gibi
    Ellerin, ellerin ve parmakların

    Z-aman ne de çabuk geçiyor Mona
    Saat onikidir söndü lambalar
    Uyu da turnalar girsin rüyana
    Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
    Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

    A-kşamları gelir incir kuşları
    Konar bahçenin incirlerine
    Kiminin rengi ak, kimisi sarı
    Ahh! beni vursalar bir kuş yerine
    Akşamları gelir incir kuşları

    K-i ben Mona Roza bulurum seni
    İncir kuşlarının bakışlarında
    Hayatla doldurur bu boş yelkeni
    O masum bakışlar su kenarında
    Ki ben Mona Roza bulurum seni

    K-ırgın kırgın bakma yüzüme Roza
    Henüz dinlemedin benden türküler
    Benim aşkım uymaz öyle her saza
    En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
    Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

    A-rtık inan bana muhacir kızı
    Dinle ve kabul et itirafımı
    Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
    Alev alev sardı her tarafımı
    Artık inan bana muhacir kızı

    Y-ağmurlardan sonra büyürmüş başak
    Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
    Bir gün gözlerimin ta içine bak
    Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
    Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

    A-ltın bilezikler o kokulu ten
    Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
    Bir tüy ki can verir bir gülümsesen
    Bir tüy ki kapalı gece ve güne
    Altın bilezikler o kokulu ten

    M-ona Roza siyah güller, ak güller
    Geyve’nin gülleri ve beyaz yatak
    Kanadı kırık kuş merhamet ister
    Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
    Mona Roza siyah güller, ak güller

    Sezai Karakoç